Blog Widget by LinkWithin

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Esenboğa Manzaraları #1









En alttaki resim Euro 2008'de Almanya-Türkiye yarı finalinin gecesinde çekilmiştir. Görmemişin bayrağı olmuş, yarı finalde yendiği ülkenin gittiği havalimanında kokpitten sallandırmış. Alırdım anahtarını ya Hasan abi tuttu! :)

Read more...

29 Temmuz 2008 Salı

inönü ve introduction to glory trilogy!

saat 5 itibariyle göz gezdirilen(ibrahim abi var sandım bugün çarşamba değil ki lan!) radikal gazetesi'nden alınan bilgiye göre eski göz ağrımız beşiktaş, inönü stadı'nda kalıyormuş. lanet olsun hafızam beni yanıltıyor; tribününden iki kıta birden gözüken başka stad var mıdır demişti? hala bulamadım kim olduğunu. vedat özdemiroğlu veya ünlü bi yabancı futbolcu.





gelmek istediğim nokta biz ilk ve tek göz ağrımız Eskişehirspor'la Mayıs ortalarında fethetmiştik dolmabahçe-karaköy-kabataş-ortaköy hattını ve inönü stadı'nı. tıpkı eski günlerdeki gibi rakip taraftarla yanyana, en ufak bir tatsızlık yaşamadan, yeri geldiğinde şapkaları değiştirip fotoğraf çektirerek uzun lafın kısası eski günleri yad edercesine ve düşman çatlatırcasına güzel bir veda yapmıştık inönü'ye. söylentiler o hafta içerisinde kazma vurulacağı yönündeydi. biz de olayın tarihi önemini anladığımızdan şipşak iki golle bolu beyi'ni devirmiş ve dile kolay 14 sene sonra klişe olacak ama gerçekten ait olduğumuz yer olan birinci lige(biz düştüğümüzde birinci ligdi türksel falan hikaye. reklam kokan hareketler bunlar) dönmüş ve o gün istanbul'u, eskişehir'i ve her bir eskişehirli'nin olduğu her yeri bayram yerine çevirmiştik.

bundan dolayıdır sabahın 5inde bu yazıyı yazmam. bi daha gelmeyiz diye baktığımız hatta bazılarının hatıra diye tribünlerinden koltuk söktüğü inönü yıkılmayacakmış.

o zaman bize 12. haftada aynı güzergahta sırasıyla dışkapı-terminal dolmuşuna binip ankara garı'nda inerek 10.20'de başkent ekspresi'ne binip biraz dinlenip, eskişehir'de yükümüzü alıp haydarpaşa'nın merdivenlerinden canım istanbul'a bakmak ve vapura binerek karaköy'e düşerek, kapalıya değil bu sefer "misafir" tribününe girmek ve skarşı tribündeki siyahlara en çok kırmızının yakıştığını düşünmek ve fethi-nihat-ender'li kadronun izinde üç eziklerin dizlerini titretmek düşer.

yazıyorum o maçta serdar'dan gol bile bekliyorum lan!

Read more...

özgür bloglara saldırı... laptoplarımızı kırdılar.

hepimiz kıyısından köşesinden günlük gazetelerin internet sayfalarına uğramışızdır. baldırlı, bacaklı "bikinili fotoğrafları için tıklayınız" gazeteceliği hakkında çok da yazılıp çizildi ve bunun bir etik ve pazarlama arasında kıyasıya süren bir savaş olduğunu belirtildi. itiraf ediyorum günlük okuduğum gazete haricinde de yazarlarını(can dündar, mehmet demirkol, uğur meleke vesaire) takip ettiğim milliyet görebildiğim kadarıyla bu işin başını çekmekteydi ve ben de bu kervana katılmıştım. ta ki ne güne kadar. glory trilogy! olarak ( bedeli dersaadet'te daha sonra bir gönderide açıklanacaktır) istanbul'da bulunduğumuz o mayıs günü taksim'de o binaya giydirilmiş milliyet internet sayfası sayacını görene kadar. 13 milyon küsürlü rakam külliyen yalan! tıpkı zaman'ın ve posta'nın gazete olarak kendi değerleri için satılmadığı ve öncekinin hocaefendi'den mektuplar olarak dağıtıldığı ve sonrakinin de resimli haber kaynağı olarak daha çok tercih edilmesi nedeniyle. tiraj ve sayım işi ciddidir arkadaş! birisi sabahları bedelsiz evlere dağıtılacak, birinin içinde okunmaya değere yazar, çizer, düşünür var mı bilinmez. bir diğeri sürekli güncelleme ve garip oyunlarla sanal alemdeki okuyucu sayısını artttıracaksa biz internet günlüğü aleminin de buna karşı bazı çözümleri olmalı...

bendeniz yine sağdan soldan çırpma yöntemlerle türk internet ve internet günlüğü aleminde bir çığır açmaya hazırım. tıpkı penguen'de mustafa satıcı'nın yaptığı gibi kendi bölgemize ait birer posta oluşturup günlüklerimizde yayınlamalıyız diye düşünüyorum ki popülaritemiz artsın, gerekirse mahallenin esnafından, zanaatkarından her ne kadar geç olsa da emlakçısından indirim, ikram görelim. düşünsenize aceto'nun mahalle üzerine bişeyler çizdiğini ve bakkalının birden meşhur olduğunu. yalnız öyle bilgisayarı, makineyi kırdırma olayına kadar varmayın, sizin de bi sınırınız olsun

dışkapı postası adını vereceğim bu yeni girişimimi "freelance" değil "beleş" olarak sizlerin kullanımına sunuyorum. yalnız yerin adını değiştirin, zira bildiğim kadarıyla adana, izmir, istanbul sonra eskişehir'de bi dışkapı yok. arada işimiz icabı esenboğa postası da düzenlersek oldu mu size yeni bi konsept...

pazartesi'yi bekleyin.... sıcak gelişmeler 4 ağustos'ta...

Read more...

28 Temmuz 2008 Pazartesi

bir temmuz sabahı apansız

aslında biraz da kendi kişisel tarihime yazmak adına o 3 günlük muhteşem istanbul seferi öncesi başlamıştım bu günlüğü tutmaya. okuyanı, takip edeni, yorumlayanı olur mu bilmem ama sırf hevesimi almak için attığım 0 3 gönderiyi bile nasıl zevkle okuyorum şimdi.

işin bi diğer yanına gelince gerek euro 2008 boyu gerekse sonrası başta pirimiz aceto olmak üzere bir çok günlüğü takip ettim. yayınlanan şeyleri kaçırmayayım diye hiç kapatmıyorum diyen ekşi sözlük yazarları gibi bir elim sürekli F5 tuşundaydı.

sonra benim de yazmak hevesiyle açtığım hatta şampiyon oalrak döndüğümüz o istanbul seferinden sonra dönüp yazmak için olmayan okuyucularımla bile sözleşmiştim ama finaldi, kahvaaltıydı araya girdi dönüp bir daha bakamadım. o istanbul seferinden de arta kalan zihnimde üzerinde meşale yanıkları olan formam var sadece. varsın millet kemal abiden, siyasetten falan dem vursun. biz bu takım fizan'a da gitse öylesine peşindeyiz işte.

neyse ki tekrar yazabilme arzusuyla doluyum şu temmuz sabahında... umarım bu seferki maceramız daha uzun süreli olur

Read more...

uykusuzum, uykusuzsun, uykusuz...

uzmanlara göre sağlıklı bir hayata sahip olmak isteyen ademoğlu'nun günde 8 saat uyuması gerekiyor da sağlıksız yaşamak isteyen biz dangalakların vücut dengelerini bozmak için kaç saat uykusuz kalmaları gerekiyor ki acaba. hiçbir şey yapmadan, birşey üretmeden öylece bilgisayar başında geçirilen 8 saat ve elde var bir koca HİÇ!



bi de entel (ç)alıntısı yapalım;



uyumak istiyorum hemen şimdi!

Read more...

1 Temmuz 2008 Salı

Ankara-Van kilosu ne kadar kurban?




Geçtiğimiz günlerde Philadelphia'da ortaya çıkan yanda resmini gördüğümüz hayali havayolu Derrie-Air'in sloganı oldukça iddialı sayılabilecek türden. "Pack Less, Weigh Less, Pay Less"




Bu "pack" ve "pay" ikilisindeki daha az bagaj ve daha ucuz bilet sıklıkla karşımıza çıkan türden iddialar. "Fly High, Pay Low" sloganıyla ülkemize de uçan Germanwings yolcularına ucuz bileti değil belirli bir irtifanın üzerinde uçmanın keyfini de vaad ediyor! Şaka bir yana taşıma hakkı, rezervasyon tarihi ve bilet fiyatı çok bilinmeyenli ama uçmak isteyen günümüz ademoğlu'nun cüzdanlarını yakan denklemlere rastegelmek mümkün.




Fakat az önce bahsettiğim havayolu Derrie-Air geçtiğimiz günlerde gazetelere verdiği ilanlarda oldukça iddialı bir strateijiyi belirlemiş durumda. Zira bu havayolu, Amerikan toplumunun iki yarası "çevrecilik" ve "obezite" üzerine kurmuş pazarlama stratejisini. Şöyle ki karbon emisyonu sorununa en çok katkısı olan havayolu taşımacılığında çığır açacak bir strateji belirlemişler. Artık yolculardan ağırlıkları ve dolayısıyla kilo başına fiyatlandırmaya gidecek olmalarını belirtmeleri petrol dolayısıyla artan maliyetler yüzünden darboğazdaki havayolları tarafından benimseneceğe benzer.


Bunun ne kadar gerçekleşmesi zor bir ihtimal olduğunu hepimiz düşünsek de bu günlüğü okuması muhtemel Ali Sabancı veya herhangi bir Pegasus yetkilisinin de bu dahiyane fikri ülkemizde olması kuvvetle muhtemel. Sonrası için check-in tabir ettiğimiz işlemlerde yolcularla aşağıdaki örneklere benzer ikili konuşmalar geçmesi çok da uzak değil:


Memur: Standart ağırlıktan 2 kg. fazlasınız, Ödeme yapmanız gerekiyor.

Bayan Yolcu: Nasıl olur? Evde tartıldım 70 kg. geldim. Sizin tartınız bozuk!

Erkek Yolcu(eşi oluyo kendisi) Dedim sana kahvaltıyı tadında bırak diye!


Yolcu: He şimdi Ankara'dan Van'a kilosu ne kadar he kurban?






Read more...

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP