Kayıtlar

Ayraç etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ayraç#11

Resim
İnsan, doğup büyüdüğü yerleri bırakıp uzak ya da yakın farklı yerlerde yaşamaya başlamışsa uzun bir ayrılığın belleklerde küllendirdiği yaşantıları, unuttuğunu sanıyor. Oysa bizi biz yapan, eğrisiyle doğrusuyla duygudan düşünceye evrilen süreçte o yaşantılar, kişiliğimizin yapı taşları oluyor; bulundukları derinlikte bizi ayakta tutmayı sürdürüyorlar. Dünü gelince de külün içindeki köz gibi küçük bir esintiyle parlıyor, bizi şaşırtıyor, duygulandırıyor, Halikarnas Balıkçısı'nın deyişiyle geçmişe doğru "kanada kaldırıyorlar." Sılam Isparta, bendeki Isparta'nın "kanada kalkışı"dır. Önce güzel bir ayrıntı; Sami yazılarında, şiirlerinde R. Sami Hamamcı imzasını kullanırdı. Birinde R'nin ne olduğunu sordum. "R" işte, dedi. Yani bir sözcüğün kısaltması değildi. Özellikle o yıllarda bütün yazarların adının üç sözcükten oluştuğunu biliyorduk ya da öyle sanıyorduk. Öyle ya Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar, Halit Ziya Uşaklıgil, Eflatun Cem Güney...

kes-kopyala-yapıştır'ın ötesi#8 Fahri Erdinç'ten Resmigeçit

Resim
En son Nisan ayında Orhan Gazi Ertekin'in İHA muhabiri İsmail Güneş'in sessiz ölümü üzerine yazdıklarıyla bir yerlerden bir şeyleri kendi günlüğüme kopyalayıp yapıştırmıştım. Şimdi ise Ayraç'ta konuk edeceğim kitap olan Fahri Erdinç'ten Destur Ya Sefalet'in ilk öyküsü Resmigeçit hikayesinden alınmış bir parça var. Saat 3.30 olmakta, sanırım sabahla ilgili olan kısmı manidar olacaktır. Öyleyse gelsin; Değirmen taşından sofra başına kadar, bir ekmek kavgasının gürültüsüne kapılmışız. Uzaktakiler, memleketim, hemşehrilerim geliyor aklımın ucuna. "Evet.." diyorum içimden. "Balıkçılar poyraza karşı kürek çekiyor şimdi. Bütün gece oltalarına ne takıldıysa şükürler olsun. Hemşehrilerimin gözleri hep uykuludur, ağızları zifir kokar... Şimdi gün doğmadan kalkanların avuçları günlük nasipleriyle doludur. Gurbetteyim ama, varsın olsun... Gene sabah oluyor. Derin uykuları, horozlar, çalar saatler, kalk boruları bölüyor. Birbirini dudağı ile uyandıranlar olur şimd...

Ayraç#10

Resim
... İlerideki çek-in kuyruğunun gittikçe büyüdüğü ve çartır yolculaştığı -dikdörtgen bavulların yerini çuvalların, bohçaların yer değiştirdiği, kimi zaman altın dişli, kimi zaman uzun mantolu kadınların ve sakallı erkeklerin katmerlendiği ve giderek çoğullaştığı ve o anlamda çartır yolculaştığı- kuyruğun oralarda birileriyle konuşuyor. Üç haftada nasıl bitirilirse bir kitap öyle bitirdim bu kitabı!

Ayraç #8 & #9

Resim
Ermenistan'da bir Türkiyeli "vatan bildiği yerde vatandaş sayılmayan, vatanı sanılan yeri ise vatan sayamayan" Türkiyeli bir Ermeni'nin, "başka ermenilerin vatanı" Ermenistan'a yaptığı on günlük bir gezinin kendisinde bıraktığı derin izleri anlama ve paylaşma çabasının ürünü. Berberyan bir gezi kitabından çok, sindirilmesi epey zaman alan karmaşık duygulardan örülü bir "duygu kitabı" olarak tarif ediyor anlatısını. Çanakkale Savaşları'nın kara ve deniz dışında az bilinen bir cephesi daha vardı: hava cephesi. İtilaf Devletleri, savaşlar boyunca gözlem ve bombardıman için uçaklardan yararlanırken, Osmanlıların hava kuvveti yeterli karşılığı veremiyordu. Müttefik Almanya, bu konuda destek için en başarılı uçucularından birini Çanakkale'ye gönderdi: Hans Joachim Buddecke. Halkın "Şahin" lakabını uygun gördüğü Buddecke, lakabına yaraşır biçimde pek çok düşman uçağı düşürerek hava cephesindeki dengeleri değiştirdi. İzmir'de göre...

Ayraç#7

Resim
Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum. Böylesi bir facia Alper Kamu'nun polisiye mizahi fantastik hikaye tadındaki macerası da bitmiş oldu. Bir ara da Gizli Ajans'a bakmak lazım. Ama sağ taraftan da görüleceği üzere öncesinde Ermenistan'a doğru çevireceğiz rotamızı.

Ayraç#6

Resim
Atatürk tarafından maden mühendisliği okumak üzere Almanya'ya gönderilen, beşi de başarılı birer lise öğrencisi... Türkiye'ye döndüklerinde çeşitli fakültelerin kuruluş kadrosunda yer alacak olan bu gençlerin, II. Dünya Savaşı öncesi Nazi Almanyası'nda yaşadıkları, bir belgesel oluşturacak kadar ilginçtir. Aslında Avcılar hatırası olan bu kitabı bitireli ve başka mecralara akalı çok oldu ama yine de not düşmem gerek. Nazi toplama kampı yolundan okudukları dualarla dönen bu beş gencin hatıraları ve mektuplarıyla 1940lar Almanyasına bir geçiş yapmıştım. Ara vediğim Türkiye'nin Şehirleri serisine devam etmek istiyorum ama teğet geçen bir kriz var!

Ayraç#4

Resim
Memleket futbolunun değişik yüzleri hakkında uzunlu kısalı makalelerden oluşan bir derleme. Kimisi futbol aleminin içinden kimisi dışarıdan bakışla, kimisi uzman gözüyle kimisi gönül gözüyle yazılmış. Futbol üzerine kimisi uzman kimisi gönül gözüyle yazılmış çeşitlemelerden oluşan ve editörlüğünü her daim hürmetle andığım maraton tribününden Gençlerbirlikli komşumuz Tanıl Bora'nın yaptığı bir kitaptı "Takımdan Ayrı Düz Koşu". İzmir futbolu ve takımları üzerine Serkan Seymen tarafından yazılan "İzmir'in Plakası Kaç?" en çok hoşuma giden bölümdü. Oradan alıntılayarak futbola bakış açımızı hatırlayan iki kısmı alıntılayarak bitireyim. Sahadakiler istediği kadar koştursun, tribündekiler istediği gibi sevinsin, bağırsıni kahretsin kendine ya da küfretsin. O an, bir futbol maçı; havada süzülüp yere düşen bir kağıt şeridinin güzelliği bizim için. Çünkü galiba futbolda esas keyifli olan geçmişten konuşmaktır. Bir sezon öncesi bile sohbet malzemesi olarak bu sezondan...

Ayraç#3

Resim
Hikayemiz, bir pazar sabahı gazetesini okumakta olan Hector Berlioz'un -ki kendisi Türkiye'de yaşayan bir Fransız Türk'üdüür- şu ilanı görmesiyle başlar: "25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen, sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor." Hector Berlioz aradığı adamı bulmuştur! Kıvrak bir kalemden saçma-komik bir psikolojik serüven romanı. Gerçekten saçma, gerçekten komik, gerçekten psikolojik, gerçekten serüven, gerçekten roman. Geçen cuma ESB'de unuttuğum ama sonunu bugün getireceğim gerçekten roman, gerçekten psikolojik, gerçekten saçma ve harbiden komik. Alper Canıgüz "Oğullar ve Rencide Ruhlar" ile kitaplığıma giren bir yazardı. Şimdilerde yeni çıkan kitabına ise ancak Tanıl Bora'dan sonra sıra gelecek.

Ayraç#2

Resim
1980'den beri yaşadığı Berlin'de yeni ülkeler, yeni denizler, yeni sokaklar, yeni mahalleler bulmuş şair Gültekin Emre. Bulmasına bulmuş da 1956-1980 Ankara'sını unutturamamış bu ona. Şair, çocukluğunun, gençliğinin geçtiği Ankara mahallelerini, sokaklarını, evlerini aramış her gittiği yerde. Onda giderek iyice sararmış, solmuş bir fotoğraf haline gelmiş Ankara. Yitik Kent Ankara, bir şairin gözüyle farklı bir kent biyografisi. G ültekin Özkan olan gerçek ismi, kitabının çıktığı sene doğan oğlunun isminin yayıncı olarak soyismi olarak vermesinden dolayı kullandığı isim Gültekin Emre olan bir şairin dilinden 56-80 arası Ankara'yı okudum bir çırpıda. Sonunun böylesi hüzünlü olduğunu bildiğim ve zevkini çıkardığım için ağırdan alıyordum okuma işini. Ama bölümler bölümleri kovaladı, sayfalar sayfaları ve sonunda elimden düşerse ne yaparım dediğim bu kitap da bitti. Bir şairin gençlik dönemindeki Ankara'ya olan özlemini kendi dilinden ve okuduklarından derledikleri mı...

Ayraç#1

Resim
Askerlik: bir "erkeklik laboratuarı"... "Erkek olarak pişme"nin zorunlu durağı. Her vesileyle kanıtlanması, savunulması, teşhir edilmesi gereken erkek kimliğinin bütün boyutlarıyla sınandığı ve bilendiği bir deneyim... Pınar Selek, farklı sosyal koşullardan çok sayıda erkeğin askerlik deneyimleri hakkındaki anlatımlarına dayanan araştırmasında, bu deneyimin erkek kimliğini inşa edici işlevini yorumluyor.