Kayıtlar

glory trilogy etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Dışkapı Postası#6

Resim
Daha 100. yazıma çok var mı! *Nerden esti bilmiyorum ama bu yazıya da İstanbul'daki Eskişehirspor macerasından bir fotoğrafla giriş yapayım. Öncesinde de foto hakkında birkaç bilgi vereyim. Sabah 10da Ankara'dan Başkent Ekspresi ile yola çıkmışız. Akşamki Diyarbarkırspor maçı öncesi "Acaba İstanbul'da pazarı görür müyüz?" endişesi ve umut var. Kadıköy'den Karaköy vapuruna biniyoruz. Vapurun açık kısmındaki o sert rüzgarı hiç sevmemişimdir ama sigara içen Gürkan'ın hatrına dışardayız. Balkon mu desem? İşte bu şartlar altında üstümüzde forma maça giderken Sunay Akın'ın deyimiyle Şiir Hatları Vapurlarından birisinde çekilmiş hatırası büyük ve kadim olan bir fotodur bu. Hasret ve hürmetle yad ediyoruz o günleri. *Pazar ALES var ve benim de yıllar sonra içerisinde "sayısal" bölüm olan gireceğim ilk sınav. Hiç hazırlıklı değilim. Tutturmuşum bir türkü "ALES de Aralık'ta. Çalışmak lazım!" diye. Bugün Kıprıs'a giden sınav evrakların...

Dışkapı Postası#4

Resim
Saat üç olmuş/soğuktan deniz donmuş/balıklar kıyılara vurmuş. (bkz.yazdığı saati bile şarkılarla hatırlayıp telefonuyla belgeleyen şair mizaçlı blogger'ın ruh hali) Her ne kadar Kavaklıdere ve Efes'in ortaklaşa sunmuş olduğu kablosuz internet imkanları dahilinde Esenboğa'dan yazıyor olsam da hayata bağlandığımız mekan olan Dışkapı'dan gözlemlerimle tekrar birlikteyim. Giderek bir futbol bloga döndüğünü farkettikten ve bundan epeyce rahatsız olduktan sonra artık kendi öz amacım olan kişisel tarihime not düşmeye devam etmeliyim. Yazmamamın birçok sebebi var aslında. Tek bir sebep de denebilir. Uzun uzadıya, aklıma gelince yazdığım bir cümleyi sömürerek yazdığım yazılara yardımcı olan Homer Simpson'lu not defterimi kullanmaz oldum. Belki de yine o gün almış olduğum Parker kalemle ilham perileri için ortak bir çekim noktası oluşturmuşlardı. Olmayan ilhamın ortaya çıkmasına vesile olmuşlardı belki de. Şimdi yine çalaklavye girişiyorum. *Gündüzleri çağıldayan bir ırmak gi...

Çok sevdik be abi.

Resim
Eskişehir Sakarya Gazetesi spor yazarı Ali İhsan Sarıçoban'dın 2-2 biten Eskişehirspor-Sivasspor maöı sonrası yazısından alıntı; Lig uzun maraton. Umarım takım galibiyet serisine Kayseri maçıyla başlar. Pardon; arada Diyarbakırspor ile oynanacak olan kupa maçı var. Çarşamba günü yapacağımız bu maçta galibiyet Pazar için moral olacaktır. İnsan yazıyı düzeltir be Ali İhsan abi. Arada "Pardon" da nerden çıktı? Güldürme adamı sabah sabah. Gözünü sevdiğim yerel medyası. İstanbul'a bizimle Başkent Ekspresi'nde demlene demlene gittiğin gün geldi aklıma. Taraftarı gibi takip eden basını da cefakar bu Anadolu takımılarının vesselam...

inönü ve introduction to glory trilogy!

saat 5 itibariyle göz gezdirilen(ibrahim abi var sandım bugün çarşamba değil ki lan!) radikal gazetesi'nden alınan bilgiye göre eski göz ağrımız beşiktaş, inönü stadı'nda kalıyormuş. lanet olsun hafızam beni yanıltıyor; tribününden iki kıta birden gözüken başka stad var mıdır demişti? hala bulamadım kim olduğunu. vedat özdemiroğlu veya ünlü bi yabancı futbolcu. gelmek istediğim nokta biz ilk ve tek göz ağrımız Eskişehirspor'la Mayıs ortalarında fethetmiştik dolmabahçe-karaköy-kabataş-ortaköy hattını ve inönü stadı'nı. tıpkı eski günlerdeki gibi rakip taraftarla yanyana, en ufak bir tatsızlık yaşamadan, yeri geldiğinde şapkaları değiştirip fotoğraf çektirerek uzun lafın kısası eski günleri yad edercesine ve düşman çatlatırcasına güzel bir veda yapmıştık inönü'ye. söylentiler o hafta içerisinde kazma vurulacağı yönündeydi. biz de olayın tarihi önemini anladığımızdan şipşak iki golle bolu beyi'ni devirmiş ve dile kolay 14 sene sonra klişe olacak ama gerçekten ait o...

özgür bloglara saldırı... laptoplarımızı kırdılar.

hepimiz kıyısından köşesinden günlük gazetelerin internet sayfalarına uğramışızdır. baldırlı, bacaklı "bikinili fotoğrafları için tıklayınız" gazeteceliği hakkında çok da yazılıp çizildi ve bunun bir etik ve pazarlama arasında kıyasıya süren bir savaş olduğunu belirtildi. itiraf ediyorum günlük okuduğum gazete haricinde de yazarlarını(can dündar, mehmet demirkol, uğur meleke vesaire) takip ettiğim milliyet görebildiğim kadarıyla bu işin başını çekmekteydi ve ben de bu kervana katılmıştım. ta ki ne güne kadar. glory trilogy! olarak ( bedeli dersaadet'te daha sonra bir gönderide açıklanacaktır) istanbul'da bulunduğumuz o mayıs günü taksim'de o binaya giydirilmiş milliyet internet sayfası sayacını görene kadar. 13 milyon küsürlü rakam külliyen yalan! tıpkı zaman'ın ve posta'nın gazete olarak kendi değerleri için satılmadığı ve öncekinin hocaefendi'den mektuplar olarak dağıtıldığı ve sonrakinin de resimli haber kaynağı olarak daha çok tercih edilmesi neden...

bir temmuz sabahı apansız

aslında biraz da kendi kişisel tarihime yazmak adına o 3 günlük muhteşem istanbul seferi öncesi başlamıştım bu günlüğü tutmaya. okuyanı, takip edeni, yorumlayanı olur mu bilmem ama sırf hevesimi almak için attığım 0 3 gönderiyi bile nasıl zevkle okuyorum şimdi. işin bi diğer yanına gelince gerek euro 2008 boyu gerekse sonrası başta pirimiz aceto olmak üzere bir çok günlüğü takip ettim. yayınlanan şeyleri kaçırmayayım diye hiç kapatmıyorum diyen ekşi sözlük yazarları gibi bir elim sürekli F5 tuşundaydı. sonra benim de yazmak hevesiyle açtığım hatta şampiyon oalrak döndüğümüz o istanbul seferinden sonra dönüp yazmak için olmayan okuyucularımla bile sözleşmiştim ama finaldi, kahvaaltıydı araya girdi dönüp bir daha bakamadım. o istanbul seferinden de arta kalan zihnimde üzerinde meşale yanıkları olan formam var sadece. varsın millet kemal abiden, siyasetten falan dem vursun. biz bu takım fizan'a da gitse öylesine peşindeyiz işte. neyse ki tekrar yazabilme arzusuyla doluyum şu temmuz sa...

biletler elimizde, formalar sırtımızda... kaldı 4 gün!

baltalar değil biletler elimizde, sırtımızda formamız, bir Siyah-Kırmızı sel olduk geliyoruz. Başkent Ekspresi'ni, Haydarpaşa'yı, Üsküdar-Beşiktaş vapurlarını, motorlarını Siyah ve Kırmızıya boyamak için, Boğaz'ı ES-ES diye inletmek için evimizden, yurdumuzdan, gurbetten, Ankara'dan, Erciyes'ten çıktık geliyoruz. Çok gelmişliğimiz, görmüşlüğümüz, yenmişliğimiz var ama bu sefer çocuklarımıza torunlarımıza ballandıra ballandıra anlatacağımız, "İnönü yıkılmadan biz ordaydık" diyebilmek için geliyoruz. Şimdiden giydik formamızı, atkımızı da geçirdik mi boynumuza ver elini İstanbul... geç ulan zaman geç!