Futbol Dilencisi'nin Haftasonu Notları#9

Baktım iki Twitter seçmecesi arasında geçen bir hafta içerisinde hiçbirşey yazmamışım. Sonuncusunu 21 Aralık'ta yazdığım haftasonu notlarımın dokuzuncusunu yazmaya karar verdim.



Girişi bu sabah yakaladığım bu güzel fotoğrafla yapalım. Ankara-Berlin-Ankara seferini yapmış olan "Alsancak" memleketi İzmir'e dönüyor. Arkasında yağmurlu Ankara'yı bırakarak. Uçaklar şehirlerini özlerler mi?

-Haftasonun müjdecisi Cuma sabahı çok erken saatlerde başladı. Arnavutluk'un başkenti Tiran'da yapılan bir okulu açmak için giden Bakan+181 kişilik heyetle başlamıştık bu güzel haftasonuna. Gecesinde olan deprem de cabası. 182 kişi bir Beoing 737'ye doluşup gidip elin başkentinde okul açıyorlar. 56 kişiyle Seattle'deki Boeing Fabrikası'na uçak teslim almaya giden zihniyetin yandan çarklısı. Tükürdüm gitti. Zihniyete. Yanlış anlaşılma olmasın.

-Cuma sabahının bir kısmını ve gecesini çalışarak geçirip tüm yorgunluğuyla kendimi atmıştım eve cumartesi sabahı. Saati 2'ye kurup 3'te başlayacak maç için Kızılay'a gitmek ve kendime Lig TV'de iki önemsiz!, figüran!(o zihniyetlere de selam olsun) takımın canlı yayınlanan maçını izletmeyi lütfeden bir kafe sahibine paraları dökecektim. Arada da söyleniyorken Ümit'in gazı ve verdiği maddi destek mavi banknotla kendimi Ankara Gar'a doğru giden yolda buldum.

-Haftasonunun Ulus ve civarı vazgeçilmez aktörleri çarşı iznindeki askerler yerlerini maalesef tam kadro alamıyorlar. Arada haylazlık yapıp tek umudu çarşı izni elinden alınan bazı garibanlar kışlada kalırken çarşı iznine çıkan şanslılar Tandoğan'daki Kapalı Çarşı'da karınlarını doyuruyorlar. Kışladaki hijyenik koşullarda pişen yemeklerden sonra Kapalı Çarşı'nın yemekleri bünyelerine iyi geliyor ve serseri mayınlar gibi dağılıyorlar Ankara'nın sokaklarına.

-YHT iki şehrin kaderini değiştirdi ve insanların alışkanlıklarını değiştirdi. Bunu Gençlerbirliği taraftarlarından da duyabilirsiniz. 43 km uzaklıktaki Yenikent'e gitmek yerine 233km. uzaktaki Eskişehir'e hem de YHT ile gitmek. Esenkent-Sincan arasındaki kesim açıldığında 1saat 5dakikaya düşecek seyahat süresi şimdilik 1saat 40dakika civarında dolaşıyor. Ben gazetemi bitirmemiş ve uykumu alamamıştım tren Eskişehir Garı'na vardığında. "Demiryolları refah ve ümran(Bayındırlık) tevlit eder(sebep olmak, oluşturmak.) diyordu Atatürk. Bu refah ve bayındırlık göstergesi hızlı tren ağlarının ilkinin ülkenin başkentiyle demiryolunun başkenti arasında başlamış olması da ayrıca manidardır.

-İstanbul Metrosu açıldığı yıl "metroda çekilen klip" bolluğu yaşanmıştı. Ankaralı insanlara soruyorum niye Ankaray'da hiç klip çekilmedi? Yoksa var da ben mi küçük olduğum için hatırlamıyorum. Melih Gökçek bu soruna bir çözüm bulsun!

-Benim bindiğim 11.10 seferinde de Gençlerbirliği taraftarları vardı. Ankaragücü'yle yaşanan tatsız olaylardan sonra onları Eskişehir Garı'nda devletin şefkatli yüzü çevik kuvvet bekliyor olacaktı. O şefkatli yüz ay sonunda ağzından salyalar saçan canavar suretinde Kızılay'ın göbeğinde Sakarya'da kendisini gösterecek. Bir Sakarya Meydan Muharebesi daha olacak. İlki 22gün 22gece sürmüştü. Bakalım bu savaş nasıl bitecek? Lafı dolandırmayalım Çevik Kuvvet rakip takım taraftarlarını otobüse doldurup stadyuma doğru götürüyordu, ben polislere formamdaki ETİ reklamını gösterip kendimi bahar havasındaki Eskişehir caddelerine atıyordum.

-Genellemelerin hepsi yanlıştır ama temizlik genelde kadınlarla özdeşleşmiştir. Neredeyse bütün temizlik reklamlarında hayali Mr. Muscle karakteri hariç başrol kadınlarındır. Bakmayın evde temizlik olduğu zaman perde takmaktan tutun duvar silmeye! kadar her işi ben de görürüm. Geleceğim nokta şu. Temizlik bu kadar kadınlarla özdeşleşmiken yer hizmetlerinde çalışan bütün uçakiçi temizlik ekipleri erkeklerden oluşuyor. Tabi bu durum ne gibi sonuçlar doğuruyor. Seferden gelmiş ve yolcu alımı için hazırlanan uçakta arka kapıdan giren temizlik ekibi ön tarafa doğru yaklaşıyor ama harekatçı arkadaşın anlattığına göre ters giden bir şeyler var. Elektrik süpürgesinin sapı havada, yere yani halıya hiç değmiyor! 2 tane koltuk sehpası siliniyorsa, bir tanesi mutlaka es geçiliyor. O kadar süre içerisinde yapılan temizlikten elbet hayır gelmez temizlik ekiplerimizin haklarını yemeyelim ama o süpürgenin sapının havada gezmesi beni öldürüyor, gülmekten karnım hala ağrıyor.

-Maçtan önce eniştemin de nerden aldığını bilmediğimiz bir yerden bulunan kombineyi hacılayan babamla buluşuyor, ben de onun maç minderlerinden birisini hacılıyordum. Kayseri-Galatasaray maçında Rijkaard'ın kulübesinin arkasında duran çantası dizlerinin üzerinde duran yaşlı teyze, mindersiz maça gelmeyen babam ve onun gibiler, Eskişehirspor'un deplasmanlarına gelen Patikçi Kadiy Amca ve diğerleri. Eğer futbol topu dönmeye devam ediyorsa, onların yüzü suyu hürmetine dönüyor. Yoksa bu Federasyon/hakemler/kulüpler üçlüsünün ne kadar rezil durumda olduklarını hepimiz az çok biliyoruz. Ülkenin en modern gözüken iki stadyumunun zeminleri tarladan halliceyken, Eskişehir'deki misafir seyirci tribünü gecekondu mantığıyla yapılmışken marka değerini ağzına alanı ıslak odunla kovalamamız gerekirken biz hala verilen yıllık 321 milyon$'ın büyüsüne kapılıyoruz. Nobre yıllık 2.4m€ alıyorken ayda 621TL alan asgari ücretliden takımını izlemesi için 50TL fiyat isteyenlerin yönetici olması futbolumuzun asıl kanayan yarasıdır. Erman Toroğlu'na ben de bayılmıyorum, zaten Maraton Hürriyet'teki köşesinde devam ediyor. Ama T(Fucking)SL'nin marka değeri daha da düşüyor.

-Maç öncesi yapılan España Gençler taraftarı tarafından da ilgiyle izleniyor, ama yetmiyor iki tanesi atkılarıyla eşlik ediyor.



-Otobüste teker üzeri, uçakta kanat üzerinden sonra Hızlı Tren'de de vagon arası kavramı ortaya çıkıyor. Eğer iki vargonun birleştiği kısıma yakın oturuyorsanız yandınız. Bir kere tecrübe ettim, Allah düşmanıma vermesin. O iki vagonun arasından gelen gürültü geçen 1.5 saati işkenceye dönüştürüyor.

-Maçta ilk dakikada taklacı güvercin Jaycee'nin ilk dakikada kaçırdığı pozisyon ve Kahe'nin direkten dönen topu haricinde dişe dokunur pozisyon ve tat yoktu. İlhan'ın kırmızı kart çıkmayan dirseği ve kaleci Serdar'ın maymunlukları diğer dikkat çeken ayrıntılardı. Bazı kaleciler böyledir. Deplasmanda bütün stadın tribünlerinin anneleriyle haşır neşir olmasından garip bir haz duyarlar. Tedavisi yok bu hastalığının Serdar ne diyelim. Allah ıslah etsin!



Kapanışı da bir başka evini özleyen uçak yapsın. Kanat uçlarındaki Pegasus'un uçan atlarıyla.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dayı-Yeğen ilişkisi.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz

Şampiyonluk Sinan'a Ediz'lere...