Blog Widget by LinkWithin

26 Ocak 2009 Pazartesi

Nüü york Nüüü york....

*Başlık niye Nüü york diye sormayın çünkü uzun süre değiştirmeyi düşünmediğim bir şablonum var artık. O içi geçmiş mavi Blogger şablonundan sonra bunu pek bir sevdim gibi. Sağdaki soldaki widgetlar için değiştirmiyordum ama sağolsun cevval İzmirli blogger geowyns cesaret verdi ben de Brookyln Köprüsü olan bu şablonu yükledim ve widgetları da az çok eski haline döndürdüm.

*Günlükte son dakika haberi. 2-B arazilerinin satışı onaylanmış. 29 Mart yerel seçimleri öncesi ilaç gibi geldi ilaç!

*Niye Brooklyn diyene Münih filmi derim. Avner'le diğer abinin parktaki konuşmaları sırasında arka planda güzel New York manzaraları vardı. Şaka bir yana önüme gelen ve 3 kolonlu güzel bir şablonu fazla da arayıp uğraşmadan yükledim. İleride Brooklyn'e fark atacak bir Boğaziçi manzarası yükler Orhan Veli'ye selam ederim. Görüşleriniz için sol tarafta mini bir anket var. Ezici bir çoğunlukla sucks çıksa bile aynı kalacak. Günlük sahibi her türlü değişiklik yapma hakkını saklı tutar.



*Futbolsuz geçen günlerin, gecelerin hesabını kimlere sormalı? Biraz da karlı günlerde oynansa "Süper" ligimizde o turuncu toplardan da görsek.

*Football Manager oynayan insanların normal futbola dönmesi biraz zor oluyor. "Alacan şu takıma Arcantin'den bir iki tane bebe bak noluyo takımın hali?" veya "Acaba oyunda Serdar Özbayraktar'ın acceleration özelliği kaç ki" gibisinden serzenişlerde bulunup daha sonra mavi ekran vermek olası.

*Şablon denemesi yaptığım ve telefonumda biriken resimleri aktardığım bir diğer günlüğüm esenbogadailyphoto.blogspot patladı. En kısa zamanda geri dönüş yapacak tabi. Yoksa güvercinli Esenboğa terminalleri ve devasa bagajlardan tutun da alkolle yıkanan dev gövdeli çelik kanatlı metal kuşlara kadar objektifimize takılan bir sürü fotoğraf olacaktır. Objektif dedimse de tırt bir cep telefonu kamerası işte.

*Stadyum ve Mehmet Demirkol'un yaklaşımlarını da özlemişim. "Fotoğraf çekmek için de okulu kırmasınlar" diye öğrencilere gözdağı veren de ta kendisi :) Yalnız "Hakan Şükür tipi forvet" diye yorum yapan Hakan Şükür ve kollektif futbolla kafayı bozmuş Ömer Üründül arasında kaynıyor adam. Yazık oluyor...

*Çok takmış olduğum 100. kaydın da Hrant Dink'i anmaya denk gelmesi pek bir anlamlı oldu.

*Not defterim olmadan yaptığım gözlemlerim şimdilik bu kadar.

Read more...

21 Ocak 2009 Çarşamba

Taraftar Anket




aceto'dan kopyala-yapıştır.

Blogu takip edenlerden ve futbol blogu sahibi arkadaşlardan-kendi bloglarında duyurmalarını- ricamdır. Akademik bir araştırma için cevaplanması gereken ve mümkün olduğunca fazla deneğin katılması gereken bir anket var. Sonuçları ;Medya ve Devletin, Sporda Şiddet Üzerine Ters Etkileri" başlıklı akademik çalışmaya referans olacak. Ayrıntılı bilgi Taraftar Sosyal Anketi Blog 'da. Herkese teşekkürler.

Read more...

18 Ocak 2009 Pazar

Biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...



Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.

Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.

Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.

Read more...

17 Ocak 2009 Cumartesi

Century SLX



Güzide büyük!lerimizin 100. yıl muhabbeti üzerine düşüncelerimi iyiortagololur.blogspot.com'dan çok güzel dile getirmiş. Bana da kesip kopyalayıp yapıştırmak düşer! Benim bildiğim tek büyük 100'lük Altınbaştır hacı ki onun da resmi en altta.

Bir kulüp başkanının talimatıyla bir site yöneticisinin oluruyla yayımlanan bir fotoğraftan bir yazıdan çok, karşı karşıya gelindiğinde birbirine nasıl davrandığındır dostluk. O anlarda yaptıklarındır rakibe saygı. Yukarıdaki fotoğrafların benzerlerini Fenerbahçe taraftarları içinde bulup yayımlamak mümkün. Ama büyüklük yaptığını iddia edenler düşünecek bunu. Yarışta geçildiğinde rakibini Türklüğü satmakla itham edenler, ''Hepiniz Ukrayna çocuğusunuz'' diye slogan atanlar, şampiyon rakipleri kendi stadlarına geldiğinde bırakın alkışlayarak karşılamayı kafalarına 15 bin koltuk, 5 bin şişe su atanlar saygıdan, ebedi dostluktan, büyüklükten bahsedince en iyimser bakış açısıyla havada kalıyor söylenenler.
Sevgi eylem gerektirir. Sevdiğini söylemen yazman yetmez. Sevdiğini göstereceksin. Gösteremediğin sevginin karşındakine hiç bir faydası yoktur. Aynı şeyleri saygı için de söyleyebiliriz. Ama diyorsanız ki ben bu inceliklerde değilim. Prosedür neyi gerektiriyorsa o olsun. En azından Fenerbahçe siteside ezeli rakibini önemsediğini bu rekabeti haber yaparak göstersin. O zaman söyleyecek sözüm yok. Bir şey almak bahane dostlar alışverişte görsün hesabı.


Read more...

Bir kitap serisi: Türkiye'nin Kentleri

Hayat bu aralar Dışkapı'da ve civarında dingin aktığı için elimden düşüremediğim ve gerçekten severek takip ettiğim kitap serisini de kişisel notlarımı almış olduğum bu günlüğüme kaydetmek istedim.

Genel Yayın Yönetmeni Ömer Asan'ın söylediklerinden aktarmak gerekirse;

Amaçlarının, 20.yüzyılda doğmuş olan edebiyatçılarımıza, kentlerine kendi yaşam öykülerini de katarak yazılı kültürümüze yeni ve özgün bir belge-edebiyat dizisi kazandırmak olduğunu söyleyen Asan, bu dizide yazarlarının kendi yaşantılarından hareketle yola çıkarak kent yaşamını, olayları, tarihi-politik tanıklıklarını, kentin ve halkının maddi ve manevi kültürel mirasını birebir gözlemleriyle yazıya dökmekte olduğunu belirtiyor. Hedefleri, 85 kent ya da kent özelliği taşıyan il, ilçe ve kasabalar

Bu seri ve yazılış amacına "Hoşça Kal Dinar" kitabının yazarı şair Nedret Gürcan'ın adı geçen kitaba yazmış olduğu önsözden devam edelim.

'Bir kentin yaşamındaki önemli olay ve kişileri yazıp, geleceğe bırakacak bir "kalem" yoksa o kentin kalbi de yok demektir, yaşamaz!' ve "Kentler, göçüp gidenlerin bıraktıkları anılarıyla yaşamlarını sürdüreceklerdir..."

Bu amaçla başlayan serinin elime geçen ilk kitabında Gültekin Emre ile Yitik Kent Ankara'nın 1956-1980 arası sancılı hallerini okumuştum. Sanırsam futbolda geçen sezona olan hasretin yansıması misali eski Ankara'ya olan özlem Gültekin Emre'nin anılarıyla tavana vurmuştu. Bu kitabın vermiş olduğu olumlu etkiyle serinin bir diğer kitabı olan "Hoşça Kal Dinar" ile seriye devam ettim. Bugünlerde Nedret Gürcan ile Dinar'ın 1930'lu yıllardan bugüne gelişimini ve değişimini yazarın hayatı çerçevesinde zevkle okuyorum. Bundan sonraki durak ise Gülseren Engin'den "Sancılı Kent Ankara" olacak gibi. Şimdiye kadar yayınlanmış aşağıdaki listesi olan 11 kitap ve yayına hazırlanan diğer kitaplarla birlikte 20. yüzyıl Türkiyesi kentlerimizden kalanlarla izlerin takip edileceği ve kitaplıklarda yer alması gereken bir edebiyat serisi.


Türkiye'nin Kentleri serisinden çıkmış olan kitaplar;

İstanbul : Ömür Biter İstanbul Bitmez - Eray CANBERK, Rüknü ÖZKÖK
Malatya : Annem Babam Malatya - Necati GÜNGÖR
Hatay : Sonsuz Aşkım Hatay - Burhan GÜNEL
Ordu : Denize Düşen Dağ Ordu -İbrahim DİZMAN
Ankara : Yitik Kent Ankara - Gültekin EMRE
Ankara : Sancılı Kent Ankara - Gülseren ENGİN
Gaziantep: Anka Kentim Antep’im - Lütfiye AYDIN
Adapazarı: Hikâyem Adapazarı - Necati MERT
Muğla : Muğla’da Güz Baharı - Tülay KAYAR
Zonguldak: İçimdeki Zonguldak - İrfan YALÇIN
Trabzon : Kalbimin Kuzey Kapısı: Trabzon - Çiğdem SEZER

Read more...

13 Ocak 2009 Salı

Ayraç#4



Memleket futbolunun değişik yüzleri hakkında uzunlu kısalı makalelerden oluşan bir derleme. Kimisi futbol aleminin içinden kimisi dışarıdan bakışla, kimisi uzman gözüyle kimisi gönül gözüyle yazılmış.

Futbol üzerine kimisi uzman kimisi gönül gözüyle yazılmış çeşitlemelerden oluşan ve editörlüğünü her daim hürmetle andığım maraton tribününden Gençlerbirlikli komşumuz Tanıl Bora'nın yaptığı bir kitaptı "Takımdan Ayrı Düz Koşu".

İzmir futbolu ve takımları üzerine Serkan Seymen tarafından yazılan "İzmir'in Plakası Kaç?" en çok hoşuma giden bölümdü. Oradan alıntılayarak futbola bakış açımızı hatırlayan iki kısmı alıntılayarak bitireyim.

Sahadakiler istediği kadar koştursun, tribündekiler istediği gibi sevinsin, bağırsıni kahretsin kendine ya da küfretsin. O an, bir futbol maçı; havada süzülüp yere düşen bir kağıt şeridinin güzelliği bizim için.

Çünkü galiba futbolda esas keyifli olan geçmişten konuşmaktır. Bir sezon öncesi bile sohbet malzemesi olarak bu sezondan daha çekicidir çoğu zaman. Belki de güzel olan da oynanan maç değil, bitmiş maçtır, eskidikçe güzelleşir futbol maçları.


Hatta o eski günlerin hatrına geçen seneki Yükselme maçları finalinden Eskişehirspor taraftarından bir resimle bitireyim.

Read more...

9 Ocak 2009 Cuma

Daha da Altay maçı seyredersem?

*İnsan Arog izlemiş ve üzerine de alakasız maçlar serisinden Altay-Galatasaray gibisinden oldukça zevkli bir maç seyretmişse 2 saatlik uykuyla günü geçirdiğini anlar mı?

*Bakıyorum listemdeki, izlemedeki herkes bildiğin günlük yazıyor. Sanırım o kadar deli dolu yaşayamıyorum. Ya da istesem de o kadar çok yazamıyorum. Bu yazının sabah 5te başlayıp öğleden sonra 4te yayınlanması buna güzel bir örnek.

*Üniversite hayatım boyunca bütün vize final sınavlarının son gecesini "sabah erken kalkıp çalışırım" bahanesiyle uyuyarak geçirmiş olan ben nasıl olur da alakasız bir gün olan bugün sabah 5te ayakta olabilirim! Daha üzerine geceyi Esenboğa'da çalışarak geçireceğim gerçegi var. Her cuma gecesi sıradanlaştığı üzere bir elim Kabil'de, ötekisi Brüksel'de.

*Kendimi Dost Kitabevlerinin yeryüzündeki bütün şubelerinden uzak tutmalıyım! Cuma öğle sonrasından elimde kalan bir adet Toefl hazırlık kitabı, bir diğeri de Hoşça Kal Dinar.

*En güzel kredi kartı borcu ödenmediği için bloke olmuş ve dolayısıyla kullanılamayan kredi kartı.

*Hoşça Kal Dinar şair Nedret Gürcan tarafından Heyamola Yayınları'nın Türkiye'nin Kentleri dizisi için yazılmış. Serinin benim okuduğum ilk kitabı olan Yitik Kent Ankara'nın etkisinden olsa gerek bu seriye ayrı bir yazı yazmak zorundaymışım gibi. Futbol üzerine çeşitlemeleri bitirdikten sonra sıra elbet Dinar'a gelecek.

*Dinar deyince de elbet akla gelen o deprem ve sonrasındaki Kenan Doğulu'nun yazmış olduğu şarkı. İsyan bu haykırış boşuna gözyaşlarım yetmez ki toprağına... diye devam edip gidiyordu sanki.

*Bankamatikten para bozdurmaya çalışıp kazık yemek. Şöyle ki Esenboğa'da bir gece yarısı yemek yemek için aşağı indim ve giderken cebimde üzerinize afiyet sadece mavi bir 100TL var idi. Gidip bankaya parayı yatırayım sonrasında bozuk olarak çekerim dedim. Düşüncesi güzel! Lakin parayı paşa paşa alıp hesaba yatıran paramatiğin meğersem para çekme ünitesinde sorun çıkmş. Ben paramatikten para bozdurayım diye akıllılık yaparken elimdeki nakit paradan da olmuştum. O geceden beridir bankamatiklerle aramı sıkı fıkı tutmamamaya özen gösteririm. Hiç makbuz almamaya gayret ederim ama işi duygu sömürüsüne vardırıp makbuz vermeyen Vakıf ve İş, o adi kağıda 50 kuruş isteyen Garanti gibi bankalarımız var. Şen olasın Angara şehri!

*Dünkü maçtan sonra bir daha Altay maçı izlememeye karar verdim. En son Ankara'da oynanan Süper Lig'e yükselme maçlarında soğuk bir mayıs akşamında Gürkan'la gittiğimiz Altay-Kasımpaşa maçı çok dramatik bir sona sahne olmuştu. Şöyle ki Altay hem 90 dakikanın hem de 120 dakikanın sonundaki uzatmalarda yediği gollere engel olamamış ve penaltılarla Kasımpaşa'nın Süper Lig'e çıkışına bildiğin çanak tutmuştu. Gerçi Ankara'nın 4 takımla temsil edildiği bir lige İzmir takımı lazım ama Göççek hazretleri tekrar seçilirse hem Ankaraspor hem de Angaragücü ligde kalacakmış! Yersen!

*Angaragücü dedim de geçen Volkan feysbukundaki Angaragücü grubunda üzerinde Angaragücü işlemesi olan döner bıçakları olan resimler gösterdi. Et mi tavuk mu abi?

Read more...

3 Ocak 2009 Cumartesi

Her telden....



*Ankara'nın ayaz sabahları hep mi böyle hüzün ve keder yüklü olur? Hayal meyal hatırlıyorum aklımda kalan Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü sabahın görüntülerini. Karlı ve soğuk bir Ankara sabahıydı. Ve yine böylesi bir sabahta ölen ablasının çizmelerine sarılan kızkardeşinin görüntüleriydi yürekleri parçalayan. Aslında bir önceki cümlede "yürekleri" yerine "yüreklerimizi" diyebilmeliydim ama şöyle bakınca etrafa gördük ki bazısı yürek değil bildiğin 100 gram et taşıyor göğsünün orta yerinde. Bildiğiniz şu Vakit saçmalıklarından dem vuruyorum evet. Ortada yitip giden 7 canın üzüntüsünü es geçip de olayı ancak yılbaşı kutlamasına indirgemek de ancak böylesi yobazların tekelindedir. Bize kalan yeni yılın ilk gününde bir iç sızlamasıdır. Yobazları pek sallamayın.

*Kızılay'da buluşan Ankaralıların tek eğlencesi yeraltına girip kuyruklarda helak olmak. Gaz için. Bildiğin gaza gelip metrelerce kuyruk yapıyorlar. Doğalgaz gibi elzem bir kamu hizmetinin önödemeli olması gibi bir mantıksızlık var mı! O zaman elektrik de önödemeli olsun. Zaten elektriğimizin büyük kısmını üretmek için doğalgaz kullanmıyor muyuz! Bu sebepten hakedildikleri gibi yönetilen Ankara ve bunun gibi ampille aydınlatılan şehirlere her türlü işkence müstehak. Hadi ben kitap, müzik bir şekilde ben orada kemiksiz 2 saat bekledim ama yaşlılara, çocuklulara bu eziyet yazıktır ulan, günahtır ulan!

*Artık Ankara'nın tek ve ebedi Firavunu Göççek hazretlerinin adaylığı kesinleşti ya ne kadar karalar bağlayıp yas tutsak azdır. Dikkat ettiğim konu İstanbul'da gazetelerinin odalarından Ankara ve Göççek üzerine yazılar döşenebilen bir kısım medya peydahlanmış. Alın sizin olsun madem bu kadar seviyorsunuz. Hatta Firavun ömrü yetene kadar 15er senelik periyodlar halinde bütün şehirleri Ankara'ya benzetsin. Taharet etmeye su bulamadığınız gün görürüm ben sizin Göççek sevdanızı!

*Yazının boşluğu boşuna "Her telden" değil. Tam olarak arayıp öğrenemsem de Erciyes dolaylarından aileye bir junior katılacak galiba 2009 içerisinde. Gıdısında biriken kaymağı yirim!



*Uykusuz ve Çarpışma okuyanlar meramımı daha iyi anlayacaktır. Belki üstünkörü yazılmış bir balon olabilir ama bu haftaki öyküde geçen bu Sonbahar filmiyle ilgili geçenler biraz yanlış gibi. Sonbahar filmini ve filmin zihinleri tazelemeye çalışmaya yönelik gayretini sadece görüntü güzelliği olarak algılamak biraz hafif olur. Ya da orada öyle olmadı da ben filme iki kez izlediğim için aşırı anlam yüklediğim için biraz garipsedim durumu. Demem o ki filmde dikkati çekmesi gereken unsur Karadeniz'in o eşsiz doğası ve görüntülerin güzelliği değil anlattığı hikayedir. Film boşuna "Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına"adanmamıştır.



*Oğlunun havacılık merakı için 2 uçak satın alarak havayolu kuran işadamlarının bulunduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ne demişler zenginin uçağı ziggy'nin çenesini yorarmış. O el bagajları 5 kilogramı geçmeyecek ulan! Naim misin 20 kilo bagajı başüstü dolaba kaldıracaksın kitapsız!

*Yazı biterken Sonbaharın fragmanı dönüyordu arkada. Kapanışı da Mikhail yapsın "İyi kötü bir sosyalizm ümidi vardı amk şimdi o da kalmadı"

Read more...

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP