Blog Widget by LinkWithin

28 Şubat 2009 Cumartesi

kes-kopyala-yapıştır'ın ötesi#6 Ahmet Altan'dan Kader...



İki yerinden “kırılmış” bir uçak çamurların içinde duruyordu.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Gökyüzü griydi.
O huzurlu sükûnet bitmiş, kader, hiç tanımadığım insanların sancılı acısını getirmişti.


gözyaşlarıyla birlikte...

Tamamı şurada

Read more...

26 Şubat 2009 Perşembe

...it looks like we lost an aircraft



Yaklaşma için onay bekleyen bir pilotun duymak isteyeceği en son cümledir herhalde, it looks like we lost an aircraft.

Kaybedilenlerin acısı elbette ki unutulmayacak. Hepsi nur içinde yatsın. Isparta, Diyarbakır, Van kazaları hala belleğimin bir köşesinde. Ama bunları bir kenara bırakırsak toplumun genelinin ve medyanın bu tür felaketlerle nasıl ilgilendiği daha da düşündürücü. Zaman'ın Lübnanlı Helal kızlar adlı programı yapan kızların sağ kurtulmalarını mı okumadık, yoksa NTV'de iniş için onay alan pilotların ses kaydının kokpitteki çığlık olarak sunulmasını mı?

Daha önce yaşanan kazalardan ders çıkaran Hollandalıların kayıpların kimliklerini öncelikle kayıp yakınlarına bildirmesini bile anlayamayanların "10 saat geçti hala isimleri veremediler" eleştirenleri gördükçe şaşırıyor insan. Görünen o ki bisikletle bakanlar kurulu toplantısına giden bakanların yaşadığı ülkeden alınacak çok derslerimiz var.

Read more...

Van münit!




Dikkat ederseniz ben Davos'u hiç kullanmıyorum. Konuşmuyorum. Çünkü bunun bir istismar vesilesi olmasını istemiyorum. Ancak millet her şeyi kavramış. Aksaray'da Kültür Merkezi'nin açılışını yaparken, yine toplu açılış, seçkin öğrencileri okul müdürü oraya getirmiş. Ben hediye vereceğim. Geldi bir kız 'One Minute' dedi, öptü."

Yerseniz?

Read more...

25 Şubat 2009 Çarşamba

Mimoza



Hay ağzına sağlık Volkan Konak!

Read more...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Sivas illerinde...



Ankara-Sivas arası demriyolu mesafesi: 602km

Yollarda geçen toplam süre: 24saat

Maç saatinde 4 Eylül Stadı'nda sıcaklık: -5C

Rakip kale arkası tribün bileti: 5TL

Babam ve abimle Eskişehir tribününde olmanın bedeli; paha biçilemez!

Read more...

21 Şubat 2009 Cumartesi

Sivas'a Doğru#2



Eskişehirspor için yollara düşmek için hareket saatinin de yaklaşmasıyla "Sivas'a Doğru" serimizi okuma listesiyle bitirelim. Yaptıklarımı gelince sakin kafayla yazarım.

Fred Burnaby At Sırtında Anadolu
Yaroslav Haşek Aslan Asker Şvayk
Sait Faik Abasıyanık Semaver
Barış Bıçakçı Baharda Yine Geliriz

Read more...

20 Şubat 2009 Cuma

Sivas'a Doğru#1


Resim şu linkten.


Yolculuk yarın akşam. Maç günü hava sıcaklığı en yüksek -2C! Zaten deplasman dediğin de trenle daha önce hiç gitmediğin bir şehire giderek yapılır.

Read more...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Boz-Yap




Sağdan soldan artan parçalarla inşa etmeye çalıştığım bir uçak var. İlk olarak elime geçen General Electric CF6-50C motorunu balkona koyamayacağım için bu şekilde sehpası üzerinde ve mavi branda geçirerek Esenboğa'da bekletiyorum. Elinize geçen diğer ikinci el uçak parçaları için benimle irtibata geçiniz. İlginiz için teşekkürler :)

Read more...

15 Şubat 2009 Pazar

Love is...



Şıpsevdi'de çıkıyordu böylesi şeyler galiba... O zaman haftaya pazar Sivas ellerinde sazım çalınır. Dönüşte de Kars'a mı uzasak peder beyle acep?

Read more...

13 Şubat 2009 Cuma

Dışkapı Postası#12

En son Dışkapı Notları'nı 11. baskısıyla Kasım ayında yazmışım. Serkan Yılmaz'ın Penguen'de zevkle takip ettiğim köşesi Dudullu Postası'ndan aparma yeni ismiyle bundan sonra Dışkapı Postası olarak daha sık olması temennimizle.

*Tunceli'de suyu olmayan mezraya çamaşır makinesi dağıtılmış ya en sosyalinden bundan gayrı Aziz Nesin'e gönderme yapmak yasaklansın. Bitmiyor ki memlekette Aziz Nesin hikayesi türünden haber.

*Yaklaşık 5 senedir Ankara'da yaşamama rağmen hiç boza içememiştim, ya da daha doğru deyişle boza içilecek yer nerededir bilmiyordum. Eskişehir'de Karakedi Bozacısı gibi bir mekanı her çarşıya çıkışımda ziyaret ettiğim için bozanın yeri müstesnadır. Dün Selanik Caddesi'ndeki Akman'ı biraz gecikmeli de olsa keşfettim. Bundan sonra Kızılay'daki uğrak yerimdir.



*Boza'nın üzerinde leblebi? Tarçın iyiydi sanki :/

*23 yıl sonra tekrar sahnelenen Hüzzam için Akün'deydim dün akşam. İlk sahnelenmeye başladığında 12 sene boyunca tam 503 kez sahnelenmiş bir oyun Hüzzam. Maral Üner zamana ayak uyduramayan eski bir İstanbul hanımefendisi Mahpeyker'in hüzün dolu hikayesini oynadı ve baktım ki salonda yarısı sanki onu 20 sene öncesinde izlemiş ve tekrar görmeye gelen görece daha yaşlı bir seyirci kitlesi vardı. Tek kişilik bir tiyatro oyununu 20 sene sonra yine aynı oyuncudan izlemek değişik bir tecrübe olsa gerek.

*Dün gazetede gördüm Banvit sarı tabaktan yeşil tabağa geçiyormuş. Takip edeni varsa daha kolay bulabilir artık bu iyiliğimden sonra.

*Futbol bu kadar endüstrileşmemişken ve dünya böylesine kirlenmemişken forma numaraları 11'e kadardı. "İki 7 numaranın nefes kesen mücadelesi" türünden radyo spikeri tanımlamaları duyardık. Şimdi sahada belki de 22 ayrı numara var ve sadece İvankov penaltı atıyorken(2008 Fortis Kupası Finali-ki orda da karşısında 22 forma numarasıyla Periç varmış )karşısında 1 numaralı forma taşıyan kaleci varsa "İki 1 numaranın nefes kesen mücadelesi"ne tanık olabiliyoruz.



*Taksiden iner inmez deniz kokan Haydarpaşa Garı ve onun peronları. Daha önce Ankara Garı için demiştim hayvanseverdir diye, şu resimdeki köpeği görünce baktım ki Haydarpaşa da öyleymiş. Benim göremediğim ön cephesinde de martılar var mıdır ki?

*Gecenin bir yarısı geçtiğim Eskişehir Garı'nda hızlı tren için hummalı bir çalışma vardı. Canım kubbeyi yıkmasalar bari o hızla! Hızlı trene isim koymak için yapılan ankette de Yıldırım ve Turkuaz öne çıkmış ve öneriler Bakan Yıldırım'a sunulmuş. "Televizyon üzeri dantel işleme" benzetmesi yapmıştı Eskişehirspor forumunda birisi bu bize ait olmayan teknolojiye isim koyma işlemi için. Yerinde bir tespit! Bence Yıldırım olsun, haber de şöyle: "Bakan Yıldırım, Yıldırım'la yıldırım hızında Eskişehir'e gitti"

*Şahsım için sinemalar ikiye ayrılır. Kızılay Büyülü Fener ve diğerleri. Büyülü değilse izlemem abi.

*Kapanışı da woundheir'in aklıma getirdiği THY reklamına gönderme yaparak bitireyim. Hintlisi, İngilizi ekipleriyle kiraladıkları uçaklarda 8 tane first class koltuk var diye başladıkları hizmet üzerine Star temalı reklam çektiler. Antalya'da uçak içerisinde olay çıkardığı için polis nezaretinde uçaktan indirilen yolcunun uçuştan sonra evinin önünde pilotu dövdüğü ülkede yaşıyoruz. Aziz Nesin'e gönderme yapmadan duramıyoruz ki! Sizce bu yolcunun öykündüğü star Bruce Lee falan mıydı? Ki aynı yolcu THY'nin ortağı olduğu aynı şirketin (Sunexpress) ertesi günkü uçağıyla seyahat etti. "Kara Liste" nedir bilmez misiniz efendiler? Millet olarak adabıyla uçmayı öğrendik mi de kendimizi star gibi hissedeceğiz? Bu gibi cevaplanması gereken birçok soru varken tutup da emekleme seviyesinde havayolu kullanan insanımıza "Star gibi hissedeceksin" mesajlı reklamlar ancak bizim gibi züğürdün klavyesini yoruyor işte!

Read more...

10 Şubat 2009 Salı

Baharda yine gelirim.



İki günlük İstanbul kaçamağının ardından dün geceden aklımda kalan aşağıdaki satırlardır.

Doğup büyüdüğün, adını nüfus kağıdında taşıdığın, ilk gençlik yıllarını yaşadığın şehri; o tatlı hatıralarda kalmış eski şehri-Eskişehir'i- bir gece vakti trenle geçmek. Belki de eski aşkların, eski dostların, yakın uzak akrabaların, komşuların uyuyorken gecenin zifiri karanlığında; bir garip transit yolcu gibi, birilerinden kaçar gibi... Tıpkı eski bir platonik aşkınla gidebilmek umuduyla yola çıkıp İstanbul'a yalnız gittiğin konferansa giderken yaptığın gibi. Sonra iç geçirmek "ilk" okulunu görünce tren hafiften süzülürken Hatboyu'ndan gecenin karanlığına doğru. Çok değil iki saat sonra yine mavi önlüklü çocuklar dolduracak o bahçeyi bilmeden gece bir başkasının o bahçeye tren camının ardından hüzünle baktığını. Yine simit oynanıyor mudur acep ilkokul bahçelerinde? Şimdi arkasındaki boş sayfaya not aldığım kitabın birinci tekil şahsıma uyarlanmış haliyle bitireyim bu gereksiz yazımı da. Baharda yine gelirim.

Read more...

Ayraç#5



“Seni seviyorum Dinar. Sana zorunlu olarak “Hoşça kal” diyorum. Bu senden ayrıldığımı göstermez! Senden uzakta olsam bile hep içimde anılarımda yaşayacaksın…Mevsimlerin en güzelini sende yaşadım. Baharda çiçek aça aça gezdim bir uçtan bir uca sokaklarını… parklarında soluklandım. Suçıkan’da su perilerini seyrettim. Marsyas’ın flütünü dinledim. Kenti sulayarak Ege’ye doğru akıp giden Menderes’in berrak suyunun kenarlarında dolaştım. Yazın arpayla buğdayla yıkadım saçlarımı. Ağustos böceklerinin sesiyle uyuyakaldım balkonda. Sonbaharda serinliğini yağmurundan içtim dudaklarımla ve yaşadığım aşkları da… Kışın da güzeldin sen, karlı günlerde dalların üzerinden bir esintiyle uçuşan beyaz kar tozlarını dünyanın bütün renkleriyle sevdirdi bana…”

Bu serinin her kitabının okunmaya değer olacağına dair bir kanı oluştu içimde. Hoşça Kal Dinar kitabının yazarı şair Nedret Gürcan'ın deyişiyle;

'Bir kentin yaşamındaki önemli olay ve kişileri yazıp, geleceğe bırakacak bir "kalem" yoksa o kentin kalbi de yok demektir, yaşamaz!' ve "Kentler, göçüp gidenlerin bıraktıkları anılarıyla yaşamlarını sürdüreceklerdir..."

Ne mutlu Dinar'a ki bu anıları kaleme alan Nedret Gürcan gibi bir kalemleri var. Darısı eski bir şehrin başına...

Read more...

7 Şubat 2009 Cumartesi

España!




Önce link http://www.youtube.com/watch?v=6YcjZ0aVzuQ

Ankara 19 Mayıs tribünlerine İspanyol rüzgarını getiren ve bir stadyumu arenaya çeviren ne olabilir?

BandoEsEs...

Deplasman tribününe bandoyla gelmek her babayiğidin harcı değil. Şu yazıda Eskişehir başka illere benzemez demiştim, bugün görmüş ve tekrar göstermiş olduk ki Eskişehirspor taraftarı da başka takım taraftarlarına hiç benzemiyor. Sen tut haftaiçi Emniyetten izin al, cumartesi günü de deplasmana bandoyla gel! Olacak iş mi canım sen de?

Maça gelince alınan 2-2'lik beraberlik tadımızı bozar gibi olsa da haftaya Eskişehir'de alınacak bir Gençlerbirliği galibiyeti bu garip EsEs kuluna Sivas yollarını gösterecektir.

Nasıl diyordum iftar sonrası izlediğimiz Gençler maçından dilime pelesenk olan tezahüratın son kısmında;


... taraftar her zaman senle!

Read more...

6 Şubat 2009 Cuma

Kokpitte insan var!



Bu güzel İstanbul Boğazı fotoğrafı şu adresteki kaptan pilot Mustafa Sabri Türkay'ın Fotoritim adlı e-derginin Ağustos 2008 sayısındaki Gökyüzünden adlı yazısından alındı. Linke tıklayarak bu doyumsuz çalışmayı siz de okuyabilirsiniz. Bedava göz banyosu!


Bu adreste de yazılarını takip etmeyi düşündüğüm ve siz naçizane okuyucularıma da tavsiye edeceğim bir güzel insan, Bahadır Altan var o metal kuşların kokpitinde. Her daim mekanik ve yolcuların da dikkatini çekmeyen anonsları nasıl da içten hale getirdiğini görünce binlerce metre yukarıdan bu güzel memleketin nasıl göründüğünü daha da bir merak eder oldum şimdi. Siz Bahadır Altan dostumuzun kokpitine misafir olun, ben biraz resim falan araştırayım...


Güneşli bir günde Van’a uçuyorsanız, atlas rengi göle doğru alçalmaya başladığınızda sol ön tarafınızda, gölün kuzey kıyısında O’nu görürsünüz. Başına beyaz bir tülbent örtmüş ama uzun siyah saçları eteklerine kadar saçılan dünya güzeli bir kadındır Süphan. Hatta görüş mesafesi uygunsa, onun arkasında, Kafkaslara doğru, bütün görkemi ile gökyüzüne uzanan “yaşlı bilge kişi”, Ağrı görülür. Ağrı yaşlıdır biraz ama, gözü gençlik aşkı güzeller güzeli Süphan’dadır. Doğunun bu iki yüce dağı, Ağrı ile Süphan arasında benim yakıştırdığım çok özel ve gizemli aşkı minik bir öykü denemesi olarak sizlerle daha sonra paylaşacağım. Şimdi uçuşa dönelim:

İstanbul-Van seferini yapıyoruz, mevsim sonbahar, uçak tam dolu. Yine bir bayram öncesi, gurbette çalışanlar memleketlerine bayrama gidiyor. Dönüşte ise memurları, askerleri batıya, sevdiklerine ulaştıracağız. Anadolunun güzelliklerini görüp de yolcuyla paylaşmadan olur mu hiç? Ben de mikrofonu elime alıp anlatmaya başlıyorum...

Malatya hizalarından geçerken bütün heybetiyle Munzurları, Fırat üzerine kurulmuş barajların göllerini, Keban’ı, Karakaya’yı görmüştük. Şimdi alçalıştayız, Tatvan’a yaklaşıyoruz:

-“Sol kanat altında Nemrut görülüyor...”.

Muş-Bitlis Ovası’nın doğu ucunda tam bir yanardağ görünümündeki Nemrut Dağı ve gölünden söz ediyorum. Kommagene Krallığı’nın kutsal tepesi olan Kahta’daki Nemrut değil bu.

-“Etrafı yeni yağan taze karla çevrili turkuaz renkli bu krater gölünün eşsiz güzelliğini kaçırmayınız... Biraz sonra ise karla kaplı Süphan sol kanat hizasında görülebilir...”

Hele uçak çok hafif bir sola yatışa girerse kabinden de kokpitteki kadar güzel izlenebilir.

Bunları yolcumuzla paylaşmanın verdiği keyifle ve Van Gölü üzerindeki Akdamar Adasını da görüp, o köylü genci ile rahip kızının kara sevdasını selamlayarak, biraz da Van Gölü Canavarıyla şakalaşarak inişi tamamlıyoruz.

Anonslarda verdiğiniz bilgiler hoşlarına gitmişse, yolculardan kokpite bakıp el sallayanlar olur. Özellikle Karadenizliler, (hemşeri olduğumuzdan mıdır bilmem) bir iki sözcükle iletişim de kurar mutlaka: “Kaptan iniş güzeldi, eline sağlık” vb. Genellikle kadınlar daha duyarlıdır, sizin onlara verdiğiniz değerin daha da çok ayırdındadırlar, kapıyı açtırıp teşekkür edenler olur kimi zaman.

Van’da da böyle olmuştu, ben pencereden, özellikle küçük çocuklara el sallarken, kabin amirimiz, “kapıda bekleyen bir yolcu sizinle görüşmek istiyor” dedi. Kokpitin küçük kapısından içeriye yerel giysileriyle Ağrı Dağı gibi, yaşlı bir Kürt erkeği girdi. Gözleri de kendi gibi “yaşlıydı”. Doğu şivesiyle ve bütün içtenliğiyle “Evlat” dedi; “Ben buralıyım. Bu güne kadar kısmet olmadı gidemedim. ‘Şu Nemrut’u görmeden ölürüm’ diye üzülürdüm, sen bana rüyalarımı yaşattın, memleketimi tanıttın, gel hele bir sarılam sana...”

Yaşlarımız birbirine karışmıştı kucaklaştığımızda. Umarım bu duyarlı Amcam uzun yıllar yaşar ve karadan da gidip Nemrut’u görme şansı olur...

Read more...

4 Şubat 2009 Çarşamba

302+EsEs > Boeing 737




Başlığın yazıyla alakası ve resmin önemi ilerleyen satırlarda ortaya çıkacaktır.

Eskişehirsporlu blog yazarlarından degagement'in son yazısından esinlenerek lafı bir çocukluk anıma getirerek gece gece gelen yazma iştahıma voleyi çakayım! Haftasonu Ankara'da oynanacak olan Hacettepe maçı için otobüs kaldıran ÜniEsEs grubunun otobüsünde sigara ve içki yasağı olduğunu öğrenen Hüsnü abimiz Galatasaray deplasmanı maceralarını anlatmış ve lafı imamın Bilecik'e varmadan sarhoş olduğuna getirmiş. Deplasman otobüsü alkolsüz olmaz!



Futbol Dilenciliği zor zanaattır. Yeri geldiğinde uzak deplasmana şehirden bir otobüs kalkar. Tribün tabiriyle "Çekirdekçi" tayfa olan daha yaşlı tayfa ile piyiz için fırsat arayan grup birleşip bir otobüse binip bir takımın peşinde yollara düşerler. 95-96 sezonu. Bir sezon öncesi Konya'daki yükselme maçları sonrası o zamanki adıyla Birinci ligdeyiz. Türksel falan hak getire! Karlı bir kış, günlerden pazar! Her daim rekabet içerisinde olduğumuz Bursa deplasmanına gidiyoruz. Dayı tarafından da temsilcilerimizi ziyaret edeceğiz, bundan iyisi Davos'ta kayısı. Çocukluğumun en güzel yanlarından birisi babamın her daim deplasmana gitme potansiyeline sahip olmasıdır. Sadece Eskişehirspor için de değil üstelik. Gerekirse Dem-Dem diye andığımız Eskişehir Demirspor veya Şeker'imiz Eskişehir Şekerspor için. Yoksa benim Mudanya'yı görme ihtimalim asla olamazdı eminim. 95-96 sezonunda Eskişehirspor'un başında rahmetli belediye başkanı Aydın Arat var. Belediye imkanları kulübe sorgusuz sualsiz aktarılmış. Bundan nasibini en güzel alan da deplasman tayfası. Belediyenin kırmızı 302 otobüsleri deplasmanlar için tahsis edilmiş durumda. Deri koltuklu ve o zamanın gözde 302 otobüsleri ile Mezitler civarından geçiyoruz yönümüz Bursa'ya doğru. Ansızın arka taraftan bir gürültü gelir. Küçükken bizim evin ordaki durağa gelince yansın diye için için beklediğim kırmızı afilli DURACAK lambası yanmakta. Ve yükselen tezahürat Kaptan çiş! Kaptan çiş! Ve biz ön tarafta oturan mülayim grup o an arkamızı dönmemizle birlikte açılan arka kapıdan hacetini gören ve alkol duvarını çoktan aşmış deplasmancıları görmekteyiz. Ne büyük yıkım! Maça gelirsek eğer 1-1 bitmiş olması lazım. Maç öncesi dayı ziyaretine gittiğimiz Teleferik civarından koştura koştura gelip zor yetişmiştik maça. Hem ziyaret hem deplasman birarada olmuyormuş demek.

Başlığın yazıyla alakasına gelince şurada görmüş olduğum Deplasmana Anadolujet'le daha kolay gitme üzerine olan reklamı yermiştim. Altında 79 tonluk uçak, içinde 189 yolcu diyebilir misin hostes hanımefendiye bizim kapıyı açıp hacetimizi görmemiz lazım diye? İşte bu yüzden 302+EsEs > Boeing 737. Her daim!

Read more...

Van minıt!



Engin Bayrı'nın Sakarya Gazetesi'ndeki köşesinde dile getirdiği üzere İçişleri Bakanı -ki resmini koymaya ve ismini anmaya tenezzül etmiyorum- olan zat-ı muhterem şöyle buyurmuşlar.

"Vali Bey'e dedim ki, Eskişehir layık olduğu seviyeye hiç gelemedi. Caddelerden geçerken bunu görüyorsunuz. Küçücük şehirlerimiz öyle hizmet gördü, şehircilik, yeşil alanlar, caddeler, mahalleler gelişti ama Eskişehir adeta durduğu yerde duruyor. Belediyecilik açısından gelişemeyen Eskişehir, esas alt kademe belediyelerinin merkez ilçe olmasıyla büyükşehir oldu."

Eskişehir'in olumlu yönde geçirmiş olduğu değişimi sindiremeyen ve bakan sıfatıyla yapmış olduğu resmi bir gezide yerel seçim için alelade propaganda yapan bu gibi şahısların göremeyeceği gelişimi Eskişehirli çok iyi görmüştü geçen seçimde. Bakan hazretlerinin kendisi de gayet iyi biliyor ki Eskişehir Konya veya Kayseri değildir, olamaz! İki üniversitesi ve öğrencileri, gelişmiş sanayisi, kültürel seviyesi, Eskişehirsporu ve Yılmaz Büyükerşen'i ile Eskişehir İç Anadolu'nun en gelişmiş kentidir! Şehirleri büyükşehir yapan merkez ilçeler ve büyük parklar değil o şehirde yaşayan halkın gelişmişliği ve yaşam seviyesidir. Ankara, Kayseri, Sivas ve Konya'da belediyelerin tiyatrosu ve kendi sahneleri yoktur. Onlar sanata ve heykellere tüküren anlayışın temsilcisidir. Tanıdık mı geldi?

Read more...

2 Şubat 2009 Pazartesi

6patlar!



Es-Es:6- İ.B.B:1

Dededen kalma altıpatlar mübarek.

Read more...

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP