Blog Widget by LinkWithin

6 Şubat 2009 Cuma

Kokpitte insan var!



Bu güzel İstanbul Boğazı fotoğrafı şu adresteki kaptan pilot Mustafa Sabri Türkay'ın Fotoritim adlı e-derginin Ağustos 2008 sayısındaki Gökyüzünden adlı yazısından alındı. Linke tıklayarak bu doyumsuz çalışmayı siz de okuyabilirsiniz. Bedava göz banyosu!


Bu adreste de yazılarını takip etmeyi düşündüğüm ve siz naçizane okuyucularıma da tavsiye edeceğim bir güzel insan, Bahadır Altan var o metal kuşların kokpitinde. Her daim mekanik ve yolcuların da dikkatini çekmeyen anonsları nasıl da içten hale getirdiğini görünce binlerce metre yukarıdan bu güzel memleketin nasıl göründüğünü daha da bir merak eder oldum şimdi. Siz Bahadır Altan dostumuzun kokpitine misafir olun, ben biraz resim falan araştırayım...


Güneşli bir günde Van’a uçuyorsanız, atlas rengi göle doğru alçalmaya başladığınızda sol ön tarafınızda, gölün kuzey kıyısında O’nu görürsünüz. Başına beyaz bir tülbent örtmüş ama uzun siyah saçları eteklerine kadar saçılan dünya güzeli bir kadındır Süphan. Hatta görüş mesafesi uygunsa, onun arkasında, Kafkaslara doğru, bütün görkemi ile gökyüzüne uzanan “yaşlı bilge kişi”, Ağrı görülür. Ağrı yaşlıdır biraz ama, gözü gençlik aşkı güzeller güzeli Süphan’dadır. Doğunun bu iki yüce dağı, Ağrı ile Süphan arasında benim yakıştırdığım çok özel ve gizemli aşkı minik bir öykü denemesi olarak sizlerle daha sonra paylaşacağım. Şimdi uçuşa dönelim:

İstanbul-Van seferini yapıyoruz, mevsim sonbahar, uçak tam dolu. Yine bir bayram öncesi, gurbette çalışanlar memleketlerine bayrama gidiyor. Dönüşte ise memurları, askerleri batıya, sevdiklerine ulaştıracağız. Anadolunun güzelliklerini görüp de yolcuyla paylaşmadan olur mu hiç? Ben de mikrofonu elime alıp anlatmaya başlıyorum...

Malatya hizalarından geçerken bütün heybetiyle Munzurları, Fırat üzerine kurulmuş barajların göllerini, Keban’ı, Karakaya’yı görmüştük. Şimdi alçalıştayız, Tatvan’a yaklaşıyoruz:

-“Sol kanat altında Nemrut görülüyor...”.

Muş-Bitlis Ovası’nın doğu ucunda tam bir yanardağ görünümündeki Nemrut Dağı ve gölünden söz ediyorum. Kommagene Krallığı’nın kutsal tepesi olan Kahta’daki Nemrut değil bu.

-“Etrafı yeni yağan taze karla çevrili turkuaz renkli bu krater gölünün eşsiz güzelliğini kaçırmayınız... Biraz sonra ise karla kaplı Süphan sol kanat hizasında görülebilir...”

Hele uçak çok hafif bir sola yatışa girerse kabinden de kokpitteki kadar güzel izlenebilir.

Bunları yolcumuzla paylaşmanın verdiği keyifle ve Van Gölü üzerindeki Akdamar Adasını da görüp, o köylü genci ile rahip kızının kara sevdasını selamlayarak, biraz da Van Gölü Canavarıyla şakalaşarak inişi tamamlıyoruz.

Anonslarda verdiğiniz bilgiler hoşlarına gitmişse, yolculardan kokpite bakıp el sallayanlar olur. Özellikle Karadenizliler, (hemşeri olduğumuzdan mıdır bilmem) bir iki sözcükle iletişim de kurar mutlaka: “Kaptan iniş güzeldi, eline sağlık” vb. Genellikle kadınlar daha duyarlıdır, sizin onlara verdiğiniz değerin daha da çok ayırdındadırlar, kapıyı açtırıp teşekkür edenler olur kimi zaman.

Van’da da böyle olmuştu, ben pencereden, özellikle küçük çocuklara el sallarken, kabin amirimiz, “kapıda bekleyen bir yolcu sizinle görüşmek istiyor” dedi. Kokpitin küçük kapısından içeriye yerel giysileriyle Ağrı Dağı gibi, yaşlı bir Kürt erkeği girdi. Gözleri de kendi gibi “yaşlıydı”. Doğu şivesiyle ve bütün içtenliğiyle “Evlat” dedi; “Ben buralıyım. Bu güne kadar kısmet olmadı gidemedim. ‘Şu Nemrut’u görmeden ölürüm’ diye üzülürdüm, sen bana rüyalarımı yaşattın, memleketimi tanıttın, gel hele bir sarılam sana...”

Yaşlarımız birbirine karışmıştı kucaklaştığımızda. Umarım bu duyarlı Amcam uzun yıllar yaşar ve karadan da gidip Nemrut’u görme şansı olur...

0 yorum:

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP