Blog Widget by LinkWithin

30 Eylül 2008 Salı

Eski bir şehre doğru...



Öncelikle bir elin parmağı okuyucumun Ramazan bayramı mübarek olsun, Şeker bayramı kutlu olsun. İsmet Berkan'dan tutun ytrumnoua'ya kadar herkes bunun üzerine birşeyler söylemiş ben de kuru kalmayayım. Öncelikle güzelim bayramı da bu "biz" ve "öteki" çekişmesinin kurbanı ettik ya başta boşbakan olmak üzere ne kadar teşekkür etsek azdır. Acaba "İyi bayramlar" desem çok mu postmodern olur, "mübarek" kelimesi beni yobaz kılar mı diye düşünmekten kimi gördüğüm kişilerin bayramını tebrik bile edemedim. "Bayramınızı tebrik ederim"!! Bu da biraz laikçi gibi oldu, laikçi de neyse? Bayramı kutlama şekliniz ve bunu dile getirmeniz daha çok nasıl bir ortamda büyüdüğünüze ve bunun siz küçükken nasıl dile getirildiğine bağlı aslında. İsmet Berkan'ın da dediği gibi bizde de "Bayramınız mübarek olsun" denirdi. Kutlamak bahsettiği gibi biraz Şaman kökenli gibi. "İyi bayramlar" ise ilk kez iş ortamında duyduğum bir cümle. Zamanla herşeye alışıyor insan. Ama demek istediğim ağzımızdan çıkan bu iki kelimenin bile toplumu kamplaşmaya götürdüğü. Oysa ki ben ve aslında birçoğumuz Şeker bayramı diyenlere kızmayız, ya da Ramazan bayramı dedim diye hop "one-way ticket to the heaven into the pocket". Hrant Dink'in kendi toprağında ölen Ermeni teyze için söyleyen yaşlı amcanın dediğinden alıntıladığı gibi "Su çatlağını bulur". Bıraksak su çatlağını elbet bulacak. toplum kendi yolunu çizecek ama bizde suyun çatlağını bulmasını bırakın kaynağından çıkar çıkmaz ona yol çizenler var ki toplum kendisine biçilen bu kalıplarla fena halde dertte.

Sonrası modern bayramların vazgeçilmezi cep telefonlarımıza gelen mesajlar. Vodafone'un taktiği sanırım suyun yanlış bulduğu çatlağı düzeltti ve bunu gelip de elin İngiliz firmasının kimbilir hangi abidik gubidik ismi taşıyan reklam ajansıyla yapması trajikomik aslında. Not düşmek için kısaca özetlemek gerekirse reklamda aile misafirliğe gittiği evin zilini çalar ve kapının açılmasıyla birlikte bir kuple bayram şiirini maile seslendirir. "Bayramda mesajlaşmayı bırakın, Vodafone'la dilediğiniz gibi konuşun". Bu slogandan etkilenen diğer şebeke operatörü kullanıcıları da gözlemlediğim kadarıyla artık abartılı mesajlar göndermeyi bıraktılar. En azından saat 21:24 itibarıyla durum bu. Bu yaptıkları küçük toplum mühendislikleri için İngiliz ortaklarımıza ne kadar teşekkür etsek azdır.

Yaklaşık iki gündür seyrettiğim ve etkisinde kaldığım It's always sunny in Philadelphia" yüzünden bayramı Charlie gibi bağırarak kutlamak istiyorum. 320gb'lık harici diskte o kadar az yer kaldı ki sanırım biraz olsun eritme işine girişmem lazım ve ilk olarak Philadelphia'dan başlamak iyi geldi. Boş evde iki sezon ve kahkahanın haddi hesabı yok. Gülmek için dizi mi durdurulurmuş :)

Resmin postla alakası ise iki günlüğüne eski bir şehre, eski şehrime yani Eskişehir'e gidiyorum. Gördüğünüz resimse Ankara Garı'nın Eskişehir yönüne bakmakta olan yorgun bir Ziggy tarafından çekildi, sol ayaktaki Stan Smith ise tamamen davetsiz misafir. Sebebe gelirsek her ne kadar anlamını bilmesem de dünyaevi'ne girme yolunda önemli adımlar atmakta olan brüderim için yola düşme vakti. İnternetsiz hayat bir hata deyip eve ADSL bağlatmıştım ama o hengame arasında yazmak imkansız gibi. İki gün sonunda hakkını verip tekrar uzun birşeyler yazmak üzere huzurlarınızdan ayrılır ve ekibim ben kendim adına iyi bayramlar dilerim.

dipnot: Eğer bayram telaşesiyle Uykusuz'u almadıysanız kapakta Bayram Fırat'ı var, içerde ise Fırat bayram gezmesinde. Hele kapağa cuk oturmuş :)

Read more...

29 Eylül 2008 Pazartesi

Erken kalkın çocuklar....

Deminden beri ağzımda Barış abinin Bugün Bayram şarkısı. Ve demin çekilen klibi de izledim de Barış Manço'nun hepimizin çocukluğunda ayrı bir yeri var. Hele sohbet ettiği bir kızın saçlarını okşaması herşeyi anlatıyor. 10 10 10 puan diye çocukları yerlerine gönderdiği Adam Olacak Çocuk programı hala zihnimizin bir köşesinde. Şimdi o çocuklar da büyüdü ve her biri bir başka kutluyor bayramları. Aslında bu "Nirde o eski bayramlar?" muhabbeti daha çok yaşı kemale ermiş insanlarda vardır ama bugün havanın ve evde dört duvar arasında yalnız olmanın da getirdiği bi hüzün bulutu çökmüş durumda. Üniversiteyi bile bitirmiş biri olarak(sanki çok bişeymiş gibi) yalnız bayramlar geçirmiştim daha önce ama insan kendi seçimi bile olsa yalnız bayram geçirecek olmayı bile içine bir şekilde sindiremiyor. Aslında bu hüznün birazı da Ramazan'ın gidecek olmasıyla alakalı. Her güzel şeyin sonu her zaman için hüzün vermiştir. Dün sırf tiplerine gıcık olduğum o TRT'deki sahur yapan amcalar bile ayrılık havasına girince bi garip oldum, son bi bardak suyu bile zor içtim. Bir şiirde geçiyordu, biraz arabesk olacak ama napiyim "Hüzün bize yakışıyor sanki"

Ama bu Kıprıslılar ve Kıprıs'a gidenler bayram, seyran dinlemeden en mülayim insanın bile sinirini hoplatabilirler. Sabah 11de gitmişsiniz, gününüz güzel başlamış. 100.000. kez "Bugün kimseyle tartışmak yok" diye içinizden geçirmişsiniz. Daaaank. Daha dakika 1 hüyyyooop Ziggy ofsayt. Yaşlı amca ailesiyle birlikte atakta. Ben illa uçağın ön tarafından yer isterim. Vay biz önce geldik, vay bizim yerimizi nasıl arka taraftan verirsin? Sanarsınız bu Cem Yılmaz'ın olayı hesabı uçağın arka tarafında oturanları Akdeniz'i görür görmez paraşütle sallıyorlar. Hayır olayı 1974 Barış Harekatı ile karıştıran bazıları var deseniz her gün de Kıprıs ele geçirilmez ki. Bi gün o sinirle kalkıp "La orsbçccğu, bu uçağın arka tarafı Hanya'ya mı gidiyo? Oturun oturduğunuz yere" diyecem o olacak. Oh be geçti biraz sinirim :)

Çok garip hiç beğenmediğim bi post oldu ama, farkettim ki çok az yazıp çok şeyi atlıyorum. Bu yüzden geçmişime not düşmek için yazma sıklığımı arttırmam ve gün içinde bişeyleri yazarak not almam gerekiyo. Ve ayrıca bu gönderiye koyacak resim bulamadım. Gençlerbirliği hezimeti sonrası Ankara Garı'nda ayaklarımıza dolanan istasyon kedisi kapanışı yapsın...

Read more...

Dışkapı Postası#2


Çok uzun bir aradan sonra tekrar el atabildiğim hayata dahil olduğumuz bu dış kapı'nın mandalından notlar. Hiç aklımda bişey olmadan kendi deyimimle "çalakalem" giriştim, umarım devamına erebilirim.

-Dün gece Stuttgart'tan teknik arıza yüzünden gelemeyen bir uçağın yolcularıyla uğraşıp onları otele götürmek zorunda kaldığımız için çok yorucuydu. Aslında şaka mahiyetinde uçağınızın 24saat gecikmesi var deyip de birer uyku tulumu ve battaniye verseydik de yüz ifadelerini görseydik fena olmazdı!

-Arkadaşların anlattığına göre son kalan iki kadın yolcu birbirini tanımıyormuş ve biz aynı odada kalamayız demişler. Erkek olsan bir şekilde askerde, yurtta 300 kişiyle aynı odada veya koğuşta kalmışlığın var, alışıksın. Oturmuş lobide birbirlerinin yüzlerine bakmışlar, sora aynı odada kalmışlar. Akıbetleriyle ilgili bir bilgim yok.

-Yine bu uçak gelmemesi ve yer olmaması olaylarına gelirsek bir iki not daha düşebiliriz. Uluslararası haklar gereği havayolu şirketleri yolcuların gelmeme ihtimalleri ve zarardan kaçınmak adına uçağın kapasitesinden fazla bilet satma hakkına sahipler. Eğer kallavi bir şirketle seyahat ediyorsanız sizi uçuşa kabul edemedikleri için duruma göre sizin gönüllü veya gönülsüz olarak uçmayışınızla birlikte yüklü bir tazminat veriyorlar. Bahsedilen parayı duyan genç bir Japon arkadaşımızın yüz ifadesi ve "Kamera nerde, hemen el sallamalıyım" diye serzenişi bizde karın ağrılarına sebep olmuştu. Hiçbir acelesi olmayan 9 kişilik bir Türk ailenin de 5000€ civarındaki bir meblağı reddedip gitmeleri ayrı bir dert. Halbüse bi gün fazladan kalsan yarın business class'ta elinde şarap cebinde tomarla avrolar, aklını yiyim ulan!

-Gönüllü olarak uçuştan vazgeçen başka bir Türk ailenin de ertesi günkü uçuşa kadar kalsınlar diye gönderildikleri otelin havuzundan ve kaydırağından alınan 20yetele parayı talep etmesi de ayrı bi güzellik!

-Tam tekrar okumak için elime almıştım ki Yaroslav Haşek'in Aslan Asker Şvayk adlı oyununun Devlet Tiyatroları'nca sahneleneceğini okumak beni benden aldı. Daha önce Genco Erkal'ın canlandırdığı 20.yüzyılın en büyük savaş karşıtlarından sayılan Şvayk karakterinin bu sefer Sivas sahnelerinde tekrar oynanacak olması sevindirici. Günübirlik bir turla veya trenle gidip hiç görmediğim Sivas'ı görmeyi ve akşamında Şvayk'ı izlemeyi düşünmüyor değilim. Finansal desteğe açığım.

-Yine oynanacak oyunlar arasında Şekspir'den Fırtına(The Tempest), Steinbeck'ten Gazap Üzümleri(The Grapes of Wrath), Ahmet Hamdi'den Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Refik Halit'ten Çankaya ve geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Savaş Dinçel'den Çok Orijinal Bir Oyun var.

-Memleketim Eskişehir'in ve Yılmaz Büyükerşen'in gözünü yiyim. Bir Devlet Tiyarosu olmamasına rağmen şehirde Şehir Tiyatrolarıyla üç ayrı sahne var ve yine iki ayrı üniversite bünyesinde oyunlar ve festivaller.

-Büyükerşen v Gökçek... Büyükerşen Wins!

-Acaba İ.Melih Gökçek yağan yağmurda leğenle duş alıyor mudur?

-4 yıldır Ankara'dayım ama o kadar çok şeyin değiştiğini gördüm ki arada hüzünlenmiyor değilim. Şimdi bi kitabın kapağında gördüm Sıhhıye'deki Havagazı fabrikası bile yıkılıp yerine Maltepe Pazarı gibi bir şaheser kazandırıldı ya seçmenlerinin diliye Göççek! ve ekibine ne kadar teşekkür etsek azdır.

-Havagazı dedim de Aziz Nesin'in Eskişehir Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Hadi Öldürsene Canikom adlı eserinde "haagazi, haagazi" diye evin içerisinde kaçışan o iki yaşlı dul teyze bizi kırıp geçirmişlerdi.

-"In Brugge" adlı filmi izlerken farketmiştik şehrin yapısı öylesine güzel korunmuş ki "La şehir de ne eski öyle?" demiştik gayrı ihtiyarı. Bize her yer böyle lenduha(ilber hoca'nın kullandığı bir kelime, çok garip ve iri cüsseli demek) camdan binalar, plazalar olmak zorunda. Gelişmişlik anlayışının da böylesi!

-Türk Dil Kurumu'nun sesli sözlüğü hizmete girmiş. Okunuşunu bilmediğimiz kelimeleri öğrenmek için birebir.

-Şimdi düşündüm de Devlet Tiyatroları da spor kulüpleri gibi sezonluk kombine çıkarsa çok mu şey istemiş olurum acep? Düşününce kulağa hoş geliyor sanki.

-Evet yine şimdileyin aklıma geldi bu 4 sene içerisinde mesela ben Selanik Caddesi'ndeki Yeni Sahne'nin yıkıldığını bile gördüm.

-Son yapılan düzenlemeyle birlikte koskoca Ankara Garı'nın önünde bir otobüs durağı bile olmaması ne takdire şayan bir durumdur yareppim. AŞTİ'ye Ankaray gider, Havaalanına Otobüs seferi düzenlersin de be insan bu memlekette demiryolunun önüne bu kadar mı taş koymak zorundasınız. Gelişmişliği yapılmış duble yolla ve trafikteki araç sayısıyla görmek ne kadar popülist bir yaklaşımdır?

-Duble yol demişken yine bayram üzeri karayollarında kazalar ve kulaklarımızdan girip çıkan ölü sayıları!

-İnsanın kendi başına bayram alışverişine çıkacak olması da ne garip bişeymiş.

-Son sahura kalkmak değil de son kez sahur yapmak üzere bu postun da huzurlarından ayrılıyorum.

Adios

Read more...

27 Eylül 2008 Cumartesi

Esenboğa kesitleri!

Kişisel tarihime not düşeyim diye başladığım bu sayfalarda gerek yazılı gerek görsel olarak çokça geçen ve sabah da yazdığım şiirimsi de geçen hayatımdaki bu Araf'tan, nam-ı diğer Esenboğa'dan bahsetmemek hiç olmaz. Ama isminin Timur'un Ankara Savaşı'ndaki komutanlarından olan İsen Buga'dan aldığı söylemleri dillerdeyken aşağıda gördüğünüz aynı ismi taşıyan belediyeye ait amblemi gördükçe insan hayalgücünün ve yaratıcılığın sınırlarının ne denli çizilemez olduğunu görüyor. İlk kez havalimanında bir ruhsatta görmüştüm bu şaheseri.



Dediğim gibi tam bir Araf burası. Ne gidebilmeye gücüm var buradan, ne de uçakla gelmişliğim var Esenboğa'dan. İki arada bir deredei tam dört yıldır bu havalimanının içerisinde. Çok merak etmiş olsam da hiç uçakla gelemedim Esenboğa'ya. Beytepe'nin üzerinden 03 pistine yaklaşmakta olan uçakları gördüğümde "Acaba şimdi pisti görmüş müdür?" diye çok kereler geçirdim içimden. Kuyruklarından tanımaya çalıştım bu çelik gövdeli kuşları. Sonra sonra sanal uçuş denemelerimde sağından solundan geçip, manzarasını seyre daldığım, her iki pistinde teyyareler kondurduğum bu alanı bir gün gelip de havadan görürsem sanki bütün büyüsü kaçacakmış gibi. Bu bütün hengame anlamını yitirecekmiş gibi. Aşağıdaki resimde de gördüğünüz gibi güz gelince yağmurlara teslim olan bu terminalin açan saksılardaki çiçekleri anlamını yitirecekler gibi. Az önce Esenboğa'yı otlayan iki boğayla resmeden yaratıcı zihniyet, koskoca terminalin çatısı akınca su sızıntısı olan yerlerin tam altına çiçekleri konduruveriyor. Sonra sonra taşımaya üşendiği hayvani el bagajlarını kucaklarına aldıkları bebeklerinin arabalarına koyuyorlar. Ama elin İngiliz kabin memuru senin kovayla bi de bebek arabası üzerinde getirdiğin bir kova üzümü uçağın içerisine alır mı! Retorik yaptım bittabi ki almaz. Zihnimin kenarından köşesinden geçenleri yazıyorum, şöyle Hiro Nakamura gibi "haaayt" diye sıksam kendimi bütün bunlar yazıya dökülür de roman olur mu? Bittabi olmaz...



Tam dört sene önce bir Bilkent Kütüphanesi gezisi sonrası başladı bu garip macera. "Havaalanı" ve "part-time" o dönemde gugıllasam -ne güzel bi terimimiz sen gugıllamak, geçen bobiler'deki bana bi fotoşop programı söyler misin diye soran abla gibi gugıl da selpak/kağıt mendil gugıl/arama motoru seviyesine ulaştı mı acaba?- kimbilir neler çıkarırdı karşıma? Ama ben o ilanı görmüştüm ve doldurulan özgeçmişler -cv değil! sorsan kimse onun curriculum vitae olduğunu bilmez, özgeçmiş varken sivi de neymiş!-yapılan bir mülakat ve o dönemin krem rengi pantolon-ekose yeşil ceketi ile birlikte bir kolejli sınıf havasında Esenboğa Havaş'ta işe başlayan biz onbeş üniversiteli. Her biri şimdi kimbilir nerelerde ne yapmakta?(kapamasaydın feysbukunu öğrenmiştin çoktan)

Neler yaşanmadı ki o ekiple Esenboğa'nın o her daim tezek kokan apronunda. Görece daha gelişmiş olan terminalimize inen uçakların birisinden inen gurbetçi bi kızımız da iner inmez burnunu kapayarak "Ay öküz kokuyo!" demişti de sabaha kadar yanlarımız ağrımıştı gülmekten. "Bunlar senin bildiğin ve yanında gezdirdiğin o yapay öküzlere benzemez, en hası bu" demek vardı ya tuttuk kendimizi her zamanki gibi. Arap kralları mı gelmedi, Kraliçe Eliza'lar mı? Merdivenin yukarısındaki kapıyı açmadığım için Lüksemburg Dışişleri Bakanı'nın sırtına vurup mu geçmedim özür mahiyetinde? Ne kadar da çok Afganlı sınırdışı görmüştüm, ellerinde birer siyah poşet içlerinde umutları belki de. İyi bir çocuğun Şirinler'i görmesi gibi ESES'i bile görmüştük bir keresinde. Sonra ne soyisimler gördüm yolcu listelerinde. En hüzünlüsü de son haftalarda iki kere başımıza gelen ve aynı soyismi taşıyan bir aile ferdinin çoktan göçüp gitmiş olması başka diyarlara. Kimi zaman kalmıştı göçüp giden bu diyarların bir köy mezarlığında, kimi zamansa aynı uçağın yolcu kabininde değil bir tabut içerisinde ambarında son yolculuktan önceki son yolculuklara. Ama çok değil en geç on dakika sonra yine eski kıvamına ve hızına dönmekte hayat, sıkılmaktayız hepimiz bu ağır çekim modundan.

Velhasıl kelam hayat hızlı akıyor Esenboğa'da...

Read more...

Araf

uçaktan inip karşısında görünce selam veren yolcuların selamını alan
ben,
allahaısmarladık deyince uçağa geçerken bir amca "seneye yine bekleriz"diyen
ben,
bütün bunlardan habersiz beni bu Araf'ta bırakıp nerelerdesin şimdi kim bilir
sen!

Read more...

23 Eylül 2008 Salı

kes kopyala yapıştır'ın ötesi#5 delal dink'ten "Sarhoş olduk Hrazdan'da, sırf umuttan"

bu ara çok fazla kes-kopyala-yapıştır yapmaya başladım ama hepsi de kişisel tarihime düşmeyi hakeden satırlar. bu seferki Hrant'ın kızı Delal Dink'e ait... sadece can yakan kısmını aldım, hepsini okuyup göz pınarlarını hareketlendimek isteyen elbet kalanını da bulur...


Hadi birlikte ittirelim o kapıyı. Hadi be, gelin birlikte kaldıralım şu adamı o kaldırımdan, sonsuza kadar. Nasıl birazcık kalkıp geldiyse Hrazdan Stadı’na göbek atmaya, coşmaya, gelin, öyle bir şeyler yapalım ki, hiç yatmamak üzere kalksın o kaldırımdan. Bırakmayalım orada kanamaya devam etsin. O orada yattıkça ve kanadıkça acıyor, acıtıyor... Gelin, bırakalım, geçsin sınır kapısından, bir o yana bir bu yana. Kedi-köpek koştursun sınırda, hayalindeki gibi. Hadi be, Ermeni’siyle, Türk’üyle... Hadi, tutun babamın bi ucundan. Uzatın elinizi. Merak etmeyin, zaten o nazlanmaz, hele sizi hiç kırmaz, bir dediğinizi iki etmez, hemen kalkar, sizinle birlikte sınır kapısında gidip göbek atmaya. Yeter ki bir el verin.

Read more...

kes kopyala yapıştır'ın ötesi#4 disconnectus erectus'tan "tüm demirsporları seviyorum"

bizim de eskişehir demirspor peşinde ankara'ya ve izmir'e koşturmuşluğumuz vardır bir demiryolcu baba peşinde. genelde mavinin ve lacivertin hükümranlığı vardır hepsinin kaderinde. demiryolundan ekmeğini kazanmış, demiryoluna gönül vermişlerin hepsi bi şekilde demirsporları takipte. ve disconnectus erectus abimiz boşa dememiş "Tüm Demirsporlar'ı seviyorum"

tüm Demirsporlar'ı seviyorum!
Tüm Demirsporları seviyorum; onların hepsi kan kardeştir; mavi-lacivert denizin farklı kıyılarıdır; armaları gibi kaderleri birdir... Demiryolunun iki rayıdır onlar, son durağın yakın olması umurlarında değildir...

Adana’daki için, Seyhan Oteli durağında inip, iki yanında da turunç ağaçları ile bezeli -ki o turunçların kuzenleridir Gazi Ortaokulu’nun bahçesinde, bankların ayakları arasından geçirmek için teptiğimiz, suyu çıkana kadar peşinden koştuğumuz- yol boyunca benim gibi stada süzülenle beraber, kebap dumanları arkasına saklanan 5 Ocak’ın eteklerine sığınmayı, ya da Gazipaşa’yı turlayıp atkılarla, formalarla ele güne maça gittimizin duyurusunu yapıp, Vali Yolu’ndan ya da ara sokaklardan, içimden şarkılarla alkışlarla ortalığı inletmek gelse de, çoğunlukla sessizce kalabalığın arasına karışmayı, sonra içlerinde olmasam da yanlarında olmayı sevdiğim şimşeklerin huzursuz bekleyişlerine ortak olmayı severim. Onların arasından şöyle bir stad çevresini turlayıp, mavilacivert denizde kulaç atmış gibi serinlemeyi, atkıların arsında güzellik derecesi yapmayı, bayrakların dalgalanışı arasında “hadi be şimşek, parlat kendini” türküsünü söylemeyi, kavruk tenli yüzlerdeki heyecanı, kızgınlığı ya da benim anlam kattığım diğe mimikleri seçmeyi de severim. Sonra bir heyecan stada girip, çimenin kokusunu duyup, tribün basamaklarında gezinerek kendime yer beğenirken, az sonra gol olunca kime sarılacağım terli terli, kimi sarsacağım goool diye bağırırken acaba diye düşünmeyi severim; aynı kompartımanı paylaşmak gibidir onlarla maç seyretmek...

Ankara’daki kardeşimiz, hala Gar’daki küçük odadan yönetilir; Cebeci’nin yalnızlığını paylaşır hafta sonları; bu kaçamak buluşmaya davetsiz misafir olmayı severim mavilacivert’inyüzü suyu hürmetine... (halbuki alışık değildir Adana’dakinin tersine peşinden koşulmasına, Cebeci İnönü’nün hayalet koridorlarından geçip tribüne yerleşenler çoğunlukla oyuncu yakınıdır) Geçip boş tribünlere “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” yazan atkımı açmayı severim ya da bahar aylarında çubuklu formamı giymeyi, tribündeki eski tüfeklerle Adana Demirspor muhabbeti yapmayı severim; onlar olmazsa, bu aşkı kanıma zerk eden hikayenin esas oğlanı ile etraftaki evler, sahadaki renkler ya da tribündeki yüzler üzerine, içinde bizim olduğumuz ya a olmadığımız hikayeler üretmeyi çok ama çok severim; maç çıkışında çoğunlukla yüzümüz gülememişken 90 dakikada, Cebeci Pazarı’ndan geçip hüzünlü şehrin sokaklarında, beraberce Kesmeşeker şarkıları söylemeyi severim (Cenk Taner de Demirspor’lu olabilir mi acaba?) “ne zaman gitti tren” diye mavilacivertin makus talihine sövmeyi de...

İzmir’deki artık sadece dağcılıkla ilgileniyormuş; mavi-lacivert flamayı yukarılara taşıdıklarını düşünmeyi severim; Nusaybin’deki üçüncü ligte debelenmekte, ne yapmış bu hafta diye fikstürü açıp bakmayı severim, Eskişehir’deki, ki demiryollarının eş-başkentlerinden biri değil midir orası da, amatöre düşmüş, onlar neler yapar acaba diye hayıflanmayı... Memlekette kaç tane Demirspor var diye araştırmayı...

Demirsporların, D.Spor diye yazılmasını hiç mi hiç sevmem; mücadele ederim böyle yazmaya inat edenlerle...

İçinden tren geçen kentleri de başka bir severim, onların Demirsporlu olma ihtimalleri mutlaka vardır...

Read more...

21 Eylül 2008 Pazar

Erciyes çağırıyor...




Yine görünüyor bize deplasman yolları.
Gecesinde çalışıp sabah erkenden yola koyulmak;
Erciyes'in başı dumanlı mı gidip görmek;
Sivas Caddesi'ni ESES diye inletmek;
Dönerken gözlerimiz nemli Gesi Bağları'nı dinlemek;
Her ataktan sonra da bir yerlere gitmemiştir diye Erciyes'e dönüp bakmak lazım.
Velhasılı kelam Siyah-Kırmızı bir sel olup Kayseri'ye akmak lazım!

Read more...

Senin bi eşin ALEM CİHANDA YOK!



Trafiğin kendisinin geçişi için durdurulması üzerine sürücülerin korna ile tepki vermesine kızan RTE'nin acıklı savunması!

"Bizim de insanımız çok sabırsız. Şimdi akşam arabanızla gelirsiniz. başbakan olarak biraz hızlı gitmek gerekir veya toplantıya yetişmek gerekir. Polis orada şöyle bir durdurmaya çalışsa, kornaları ötmeye başlıyor. İnanın Batıda böyle bir şey yok. Hepsi zaten daha motorsikleti gördüğü anda herkes kenara çeker ve geçersin. Bizde maalesef böyle. Bazıları çıkar el kol hareketleri..."

Read more...

Çok sevdik be abi.



Eskişehir Sakarya Gazetesi spor yazarı Ali İhsan Sarıçoban'dın 2-2 biten Eskişehirspor-Sivasspor maöı sonrası yazısından alıntı;

Lig uzun maraton. Umarım takım galibiyet serisine Kayseri maçıyla başlar. Pardon; arada Diyarbakırspor ile oynanacak olan kupa maçı var. Çarşamba günü yapacağımız bu maçta galibiyet Pazar için moral olacaktır.


İnsan yazıyı düzeltir be Ali İhsan abi. Arada "Pardon" da nerden çıktı? Güldürme adamı sabah sabah. Gözünü sevdiğim yerel medyası. İstanbul'a bizimle Başkent Ekspresi'nde demlene demlene gittiğin gün geldi aklıma. Taraftarı gibi takip eden basını da cefakar bu Anadolu takımılarının vesselam...

Read more...

19 Eylül 2008 Cuma

Esenboğa Manzaraları#3

Yine kolpanın dik alasını yaptım ve yazının yerini resim aldı.



Esenboğa'da gece.




Gediklilerden biri KıPrıs THY :)



almankanatlar :)



Bir terminal bu kadar mı günışığı dostu olabiler?



Bu da pistte koşarken motoru duran ve Esenboğa'da mahsur kalan Afgan Havayollarına ait A-300

Read more...

16 Eylül 2008 Salı

Yok artık Dwyane Wade#2

Ahmet Çakar: Volkan ne diyor orada?
Gürcan Bilgiç: Yukarda Allah var diyor hocam.
Ahmet Çakar: Gökde Allah var diyor.
Serdar Bali: Aslında Allah her yerde... Yere doğru işaret yapsa da olurdu.


Bu ara taktım ben bu adamların yorumlarına! Sen akıl fikirden ayırma dinimiz amin! Fırat'a sevgilerle :)

Read more...

Yok artık Dwyane Wade#1



Bana sorarsanız Türkiye’de bu işi iki kişi yapabiliyor. Biri benim, biri de Rıdvan.
Ömer Üründül, yorumcu
Spor yorumculuğunun ülkemizde var olan iki temsilcisini açıklarken.



Vay anayın babayın kemüğüne sayın seyirciler!

Read more...

15 Eylül 2008 Pazartesi

Olmaz mı Kemal abi?!!


Bakan Unakıtan, maçın ardından yaptığı açıklamada, Eskişehirspor bakımından
kaliteli bir maç olmadığını belirterek,

"Eskişehirspor'un eksikleri çok.
Özellikle gol yollarında kondisyon bakımından ve geri dönüşlerde kısaca her bakımdan eksikleri var.
Demek ki Rıza hoca futbolcuların cıvatalarını biraz daha sıkacak" diye konuştu.




Ya sen bi dahaki seçime başka bir şehirden vekil ol?
Ya da ben nüfus kaydımı Eskişehir'den başka bir yere aldırayım?

Olmaz mı Kemal abi??

Read more...

kelimeler kifayetsiz...



Yer:19 Mayıs Stadyumu Misafir Takım Tribünü
Skor: Gençlerbirliği: 3-1 :Eskişehirspor

Maçla ilgili yazıyı yarına bıraksam daha iyi olacak gibi. Stadyumdan beri dilimde şu tezahürat;

En büyük EsEs
Herkes tek nefes
Gol EsEs gol EsEs gol EsEs gol EsEs gol gol gol
Sen çıldırt bizi
Coştur gollerle
Taraftar her zaman senle
Sen çıldırt bizi
Coştur gollerle
Taraftar* her zaman senle

*2yüz küsür kilometre yolu bir Ramazan gününde tepip gelmiş,
orucunu yol ortasındaki refüjün yeşilliğinde açan,
kendisine ayrılan tribünü dolduran,
o muhteşem 4bin küsür taraftardan birisi olabildiysem ve her zaman seninleysem işte bu yeter ulan!

Read more...

Adamsın ulan!!!!!!!!



gecenin bir yarısı başka blogların tersine bu kel adamın resmini günlüğüme koymamın tek sebebi kendisinin adam gibi adam olmasıdır. az önce kaza ile altıpas adlı programda( ki bünyesinde barındırdıkları arasında ahmet çakar gibi hala konuşacak ayakkabı tabanı yüzü kendisinde bulan, pörtlek gözleriyle bır bır bır konuşan ve doğuştan gassaray avukatı bülent tulun'u, piyasadaki trabzonsporlu yorumcu eksikliğinden faydalanıp mantar misali türemiş serdar bali'yi ve fenerbahçeli gürcan bilgiç var) ömer'in hareketleri üzerine yapılan yorumların üzerine bu tepkimi koymaya karar verdim.

SIRF 4 TAKIM ŞAMPİYON OLACAK, ONLARIN SEYİRCİSİ GÜZEL FUTBOL VE BOL GOL İZLEYECEK, SADECE ONLARIN DESTANI ANLATILACAK DİYE ÖMER'İN KALESİNİ AÇIP ANTALYASPOR VEYA HERHANGİ BİR BAŞKA ANADOLU TAKIMININ GİDİP BU DÖRT TAKIMIN EVLERİNDE FARK YEMEK GİBİ BİR ZORUNLULUKLARI MI VAR BE HEY GÜZEL İNSAN? LİNCOLN'ÜN 2 SENEDİR ATTIĞI KAZIK VE ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDEKİ HAYAL KIRIKLIĞINIZI KALESİNİ GOLLERİNİZE KAPAYAN ÖMER'E BOK ATARAK MI ÇIKARACAKSINIZ? BÜKREŞ'LE OYNANAN İLK MAÇTA ÖMER'DE OLAN YÜREĞİN YARISI AYKUT'TA OLSAYDI ŞİMDİ BAŞKA YERLERDE OLURDUNUZ. YERİ GELDİĞİNDE HER KALECİ ZAMAN ÇALAR, BUNU ALİ SAMİ YEN'E GELEN RAKİP TAKIM KALECİSİ DE YAPIYORSA BUNU OYNANMAYAN ZAMANA EKLEYECEK OLAN HAKEMDİR. BİZ YAPINCA İYİ GÜZEL, BAŞKASI YAPINCA TU KAKA ZİHNİYETİNE SAHİP TAKIM YORUMCULUĞU YAPAN VE BUNDAN CUKKAYI VURAN ESKİ HAKEM, FUTBOLCU, ANTRENÖR VE KABZIMAL ETİKETİNE SAHİP YORUMCU VE GASTECİLERDEN(GAZETECİ DEĞİL GASTECİ) GINA GELDİ. O ZAMAN ATIN 14 ANADOLU TAKIMINI BAŞKA BİR LİGE, SABAHTAN AKŞAMA, YAZDAN KIŞA YİYİN BİRBİRİNİZİN BAŞINI. AMA ÖMER SAMİ YEN'DE SİZE KALECİLİK DERSİ VERDİYSE OTURUN BİZ BU LİNCOLN'E VERDİĞİMİZ PARAYLA NELER YAPARDIK DİYE DÜŞÜNÜN, ONDAN SONRA GELİN. NOKTA!

Read more...

14 Eylül 2008 Pazar

kes kopyala yapıştır'ın ötesi#3 attila ilhan'dan üçüncü şahsın şiiri

üçüncü şahsın şiiri

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım

ne vakit maçkadan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardi
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım

attila ilhan

Read more...

13 Eylül 2008 Cumartesi

Biletler elimizde, sırtımızda formamız



ps: üstteki resim 18mayıs2bin8 tarihinde Tünel'de çekilmişti. İnönü yollarında İstiklal'e çıkmadan tüneli de boyamıştık. Taksim-Karaköy tüneli Eskişehirsporludur!

Read more...

Avro RJ85




Yapım aşamasında bi Avro RJ85 ve masamın hali. Tiner bile var :)

Read more...

Anket#2





Yeni anketim için oylarınızı bekliyorum. Bir şekilde kapattığınız feysbuk profilinizi geri açmayı düşünür müydünüz?

İlginize teşekkürler

Read more...

11 Eylül 2008 Perşembe

Ankara inliyor ES ES ES Kİ Kİ Kİ



Az değil 3 sene önce Eskişehirspor şampiyon olunca şampiyonluk şarkıları söylediğimiz "Ankara Ankara seni görmek ister her bahtı kara" ya bu pazar bu sefer bir Süper Lig maçı için geliyor olmak çok daha heyecan verici. İnönü'de Glory Trilogy'deki gibi yine maile bütün erkekler olamasak da sanırım iftarı bayağı bir kalabalık olarak 19 mayıs'ın misafir tribününde açacağız :) Onca yolu sırf bir ES ES aşkına, siyahın kırmızının aşkına teperek gelmiş, sabahın 4ünde deplasmandan gelip 6da işe gidecek kadar gözü kara bir Babayla 19mayıs'ın tribünlerinde iftar yapmak elbette ki çok eğlenceli olacak. Ramazan ve Futbol ilişkisi de ne güzeldir. Tribünde sağdan soldan alınmış kayıntılarla yapılan iftar ve bizim için iki ayrı ibadet; bi yanda oruç, bi yanda ESES :) Cavcav'dan beklentimiz o garip marşlarını daha az çaldırması ve bizim bu vesileyle okunan ezanı duyabilmemiz. Tüm dileğimiz ise sahadaki futbolcularımızın da 3 puana niyetli olmaları ve bu 3 puan orucunu Ankara'da bitirmek.

Glory Trilogy'den alıntıyla;

Şimdiden giydik formamızı, atkımızı da geçirdik mi boynumuza ver elini 19 Mayıs...

geç ulan zaman geç!

Read more...

10 Eylül 2008 Çarşamba

Sen kimsin la?




Yıllar yılı bi fakır 100ler bi eyirbaslar geldi, sen kimsin la şimdi?
nöbetçileeeer bi daha benim iznim olmadan bu uçağı esenboğa'ya yaklaştırmayın.

şimdiiii, dağılın uleeeyn :)

ps: foto airliners.net'ten alınmıştır. tüm hakları moritz meier'e aittir.

Read more...

6 Eylül 2008 Cumartesi

Modern Ramazanlar....



Resmi her zaman yaptığım gibi Gugıl'da ararken ilk sayfada buldum. Yoksa resimdeki metnin desteklediği mesajlarla işim olmaz, bilakis Ali topu Veli'yle birlikte Agop'a da atmalı diye düşünürüm. Bilirim ki bu ülkede güvercinlere dokunmazlar.

Resimdeki mesajdan ziyade gelen her Ramazan ayıyla birlikte televizyonlarımızda boy gösteren reklamlarla ilgili sıkıntım. Her ne kadar hepimiz kolanın Ramazan'la alakasını kuramasak da ve bundan elde edilen ranta karşı dursak da reklamcılar bu sene de boş durmamışlar ve yine benim göz pınarlarımı hareketlendiren bir reklam çekmişler güzide markamız Kola Turka için. Gerek kola gerekse Kola Turka benim nötr yaklaştığım şeylerdir. Her ne kadar Eti/Ülker olaylarında şehir milliyetçisi kesilsem de kola öyle aman aman aradığım birşey olmadığı için genelde olumlu gözle bakarım reklamlarına. Zaten reklam dediğin şey de en basitinden akılda kalıcı olmalı. Geçtiğimiz senelerde bu göz pınarlarımız hareketlindirme ve duygusallığı aşırı yönde kullandığı için eleştiri alma sırası Kent şekerlerindeydi. Bi heves hepimiz o yaşlı çiftin evinin kapısının çalınmasını beklemiş, sora gizlice orda burda akan gözyaşlarımız silmiştik.

Olsaydı keşke ülke çapında ünlü bi pide markamız her Ramazan boy gösterdeydi reklamları televizyonarlda, panolarda. bunun yokluğunda meydan kola üreticilerine kaldı. Onlar değil mi ki aman yaz geldi, aman euro2008 geldi, aman biz ışıkları söndürüp açtık milli takım gördü diye bizleri ekran başına çivileten ve en kalbi!!!(RTE alıntısı bile yaptım) duygularımızı harekete geçiren yanardönerler....

Read more...

5 Eylül 2008 Cuma

kes kopyala yapıştır'ın ötesi#2 bülent ortaçgil eylül akşamı

her eylül böylesine hüzünlü olmak zorunda mı? rüyamızda bile yollarımız kesişmemiş bir eylül gecesinin alacakaranlığında. ya ömür çok uzun, ya bizim mutlak güven duygumuz ölesiye.


eylül akşamı
hiçbir neden yokken,
ya da biz bilmezken tepemiz atmış ve konuşmuşuzdur...
onca neden varken ve tam sırası gelmişken
hiçbirşey yapmamış ve susmuşuzdur...
aynı anda aynı sessiz geceye doğru içim sıkılıyor demişizdir
aynı sabaha uyanırken
kimbilir
aynı düşü görmüşüzdür
olamaz mı?
olabilir.

onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında


belki benim kağıt param, bir şekilde, döne dolaşa
senin cebine girmiştir belki aynı posta kutusuna,
değişik zamanlarda da olsa, birkaç mektup atmışızdır
ayın karpuz dilimi gibi batışını izlemişizdir deniz kıyısında
aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede
belki de birkaç gün arayla
olamaz mı?
olabilir.


bostancı dolmuş kuyruğunda
sen başta ben en sonda
öylece beklemişizdir...
sabah 7:30 vapuruna
sen koşa koşa yetişirken,
ben yürüdüğümden kaçırmışımdır
aynı anda başka insanlara,
seni seviyorum demişizdir....
mutlak güven duygusuyla,
başımızı başka omuzlara dayamışızdır
olamaz mı?
olabilir.

onca yıl sen burada
onca yıl ben burada
yollarımız hiç kesişmemiş
şu eylül akşamı dışında

Bülent Ortaçgil.

Read more...

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP