Blog Widget by LinkWithin

26 Aralık 2008 Cuma

Ayraç#3


Hikayemiz, bir pazar sabahı gazetesini okumakta olan Hector Berlioz'un -ki kendisi Türkiye'de yaşayan bir Fransız Türk'üdüür- şu ilanı görmesiyle başlar: "25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen, sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor." Hector Berlioz aradığı adamı bulmuştur! Kıvrak bir kalemden saçma-komik bir psikolojik serüven romanı. Gerçekten saçma, gerçekten komik, gerçekten psikolojik, gerçekten serüven, gerçekten roman.

Geçen cuma ESB'de unuttuğum ama sonunu bugün getireceğim gerçekten roman, gerçekten psikolojik, gerçekten saçma ve harbiden komik. Alper Canıgüz "Oğullar ve Rencide Ruhlar" ile kitaplığıma giren bir yazardı. Şimdilerde yeni çıkan kitabına ise ancak Tanıl Bora'dan sonra sıra gelecek.

Read more...

Sonbahar




Kuşkusuz yönetmen Özcan Alper’e bundan böyle yöneltilecek en tehlikeli soru, “Peki ya sonrası?” olacak. Ben, elbette sinemadaki diğer adımlarının da ‘Sonbahar’ kadar derin ve çarpıcı olmasını dilerim. Ama eğer olmazsa da, “Bazen bir ömre, bir ‘Sonbahar’ yeter de artar” der, geçerim...

diyerekten bitirmiş Uğur Vardan bu yılın belki de en dikkat çekmesi gereken filmi Sonbahar için olan yazısını.

" her daim düşlerinin peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına" adanmış ve 19Aralık2000 Hayata Dönüş operasyonunun yıldönümünde gösterime girmiş ve gösterildiği birçok festivalden ödülle dönmüş kelimelerle anlatılmayacak bir film Sonbahar. Sürekli tamir ederken gördüğümüz tulumunu çalarken Yusuf, türkü birden annesinin ağıdına dönüşüyor ve film oracıkta bitiyor sizi düşünceler içerisinde bırakarak. Klişe tabirle boğazımda bir yumruk o Ankara ayazında iki saat amaçsız gezinmem boşuna değilmiş demek.

Her ne kadar hiçbirşeyini anlamadığına dair kesin yargılarımın bulunduğu ve sonunda alkışlayan bir kısım "gnctrkcll" gençliğiyle izlendiğinde etkisini yitiriyormuş gibi gözükse de kesinlikle ikinci kez izlenmesi gereken bir film.

Read more...

23 Aralık 2008 Salı

Futbol Dilencisi Junior'ın Haftasonu Notları#4

*Salı gecesi haftasonuna dair notlar yayınlamak biraz garip ama pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Sezon bittiğine göre en erken 11 Ocak'a kadar Dilencilik Notları'na ara.

*Haftasonu Futbol Dilenciliğine televizyon karşısında EsEs'i TS karşısında izleyerek başladık. Aslında izlediğimiz en hafif tabiriyle bir ortaoyunuydu. Haftaiçinde günümüz Türk futbolunun en mühim meselelerinden biri olan yönetici eşrafı çapsızlığının güzel bir örneğini ortaya koyan TS Başkanı S.Ş, hakemi ve federasyonu baskı altına aldı ve TS taraftarı da hakemi havaalanında karşılayarak bu oyuna gelince Fırat Aydınus sahada "Evsahibi takım nasıl kayırılır?" üzerine bir doktora tezi yazdı. Demek ki neymiş haftaiçinde yönetimi taraftarı galeyana çağıran başkanın rakibine sol kroşe geçiren oyuncusuna kırmızı kart gösterilmezmiş. 9 kişi kalacak bir TS bırakın EsEs'in üzerine gelmeyi o 1-1'lik skoru bile koruyamazdı. O sinirle de yazmıştım 33. haftada Eskişehir'de kolbastı değil bildiğin Eskişehir çiftetellisi oynanacak! TS yönetiminin bu çapsızlığını en iyi özetleyense Volkan Konak abimizden yöresel biçimde geliyor. Bu şekilde şampiyon olacağına ve o şampiyonluğun lekesiz olacağına inanan TS taraftarına gelsin

"Ağlamaylan tükettin Zigana'nın dağını!"



*Arkadaşa verdiğim kombineyi almak için gittiğim Batıkent'te metroda gördüğüm Anadolujet reklamdan alıntılıyorum. "Taraftar deplasmana kolay gidebilsin diye ilk 59 bilet 59YTL" Ya hiç dayak yemedi bu reklamı yapanlar ya da başka ülkede yaşıyorlar! Taraftar otobüsü, tahsis edilmiş 302 belediye otobüsü, tren neyse anlarım da uçakla deplasman yapmak da nerden çıktı şimdi! 95-96 sezonunda Bursa'ya giderken belediye otobüsünün "Duracak" düğmesini kullanıp tezahüratlarla arka kapıyı açtıran daha sonra hareket halinde ihtiyaçlarını gören taraftarları görmüş insana ne uçağı ne deplasmanı Allasen!



*Böylesi geçen hararetli bir cumartesi akşamından sonra ertesi gün Ankara'da Gençlerbirliği'ne konuk olacak Sivasspor'un maçını izlemek farz olmuştu. Bu kısımda futbola değil onun yanına yöresine dair gözlemlerde bulunmanın yeridir. Maç öncesi Ulus'tan stada giden yoldan geçip seyyar bir tezgahtan çay içip bildiğin bayat açma eşliğinde karın doyurarak amatör küme maçı izlemek içindir bütün çilemiz. Ne soğuk alıkoyabilir ne de maddi engeller bizi futboldan. İşte bu yüzdendir Şükrü Saracoğlu'na doğru yolculuk hayalleri kurmaktayım şimdilerde. Gece trenle yola çıkıp sabahında Haydarpaşa'da kahvaltı ve Kadıköy turu sonrası maç. Ve yine trenle Ankara'ya dönüş. Hayalleri bir kenara bırakır da gerçek hayata dönersek Sivasspor pek de tat vermeyen bir futbol sonrası Gençlerbirliği engelini 2-1le aşıyor ve Apertura'yı averajla lider tamamlıyordu. Lakin Anadolu'da büyük sempati uyandıran Sivasspor'un kendi taraftarı tarafından Ankara'da yalnız bırakılması ise çok garip bana göre. Biz EsEs taraftarı ki bir Ramazan gününde oruç başımıza vurmuşken inletmiştik 19Mayıs'ı. Türkiye'ye tribün kültürünü getiren taraftar boşuna değilmişiz demek ki!



*LigTv'nin geçici yorumcuları Yılmaz Vural, Mustafa Denizli gibi teknik adamlar iş buldular ama bu Oktay Derelioğlu ve Sanlı Sarıalioğlu işkencesinden ne zaman kurtulacağız bilinmez!

*Geçen sene soğuk bir pazar günü ertesi günkü sınava çalışamayıp evden amaçsız çıkmış Atakule'ye tırmanmış, sonrasında Tunalı'dan falan geçip Kolej'deki evime gitmiştim. Tembellik güzeldir!

*Hala bilmeyeniniz varsa Ulus'taki Atatürk heykelindeki atın bütün ayakları yerde. Sizin bildiğiniz o şaha kalkmış olan Samsun'daki!

*Birlik Mahallesi'ndeki halısahaya gitmek için Oran Sitesi'ne giden otobüse binince Yıldız'daki yurt maceralarım aklıma geldi. Yorgun argın geçen bir günün ardından insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden birisi olan toplu taşıma aracında uyuyakalma sonrası Ankara'nın akşam ayazında bir saat yol yürüyüp dönmüştüm yurda. 5 dakikalık keyif için 1 saat çile çekmek. Ayrıca bu sefer bindiğim otobüsün biletçisinin para çekmek için bankaya gitmesi de ayrı bir tuhaflık. Durakta yolcu almak için yatan otobüs çok görmüştüm de bankamatiğe giden biletçiyi bekleyen ilk otobüs bu oldu. Olmaz olmaz demeyin olur olur!



*Geçenki Kayseri macerasında yolda izlediğim Beyaz Melek'te tekrar gördüğüm ve hafızama Gazi Çavuş olarak kazınan Erol Demiröz'ü ESB'de kafede abimle otururken görmüştüm de bir kelam edememiştim. Hala içimde uktedir.



*Kapanışı da Kayseri Hatırası 2009 takvimli kupa yapsın. 2010 gelince kırarım heralde!

Read more...

22 Aralık 2008 Pazartesi

Wilkommen sie bro'



Bu tür bağlantıları veren Feedjit türü sitelere güvenilir mi bilmiyorum ama son derece kişisel günlüğüm dünyanın çeşitli noktalarından ziyaretçiler tarafından gezilmekte. Hepsi varolsun!

Read more...

21 Aralık 2008 Pazar

Yapmayın uşaklar!



Maç yazısı ve anısı türünden birşeyler karalamaya niyetim vardı ama sonradan vazgeçtim. Tek bildiğim ikinci yarıda Eskişehir'de oynanacak maçta Kolbastı değil Çiftetelli oynanacaktır. Ağlamaylan tükettikleri Zigana'nı dağı, onlara o şampiyonluğu haram edecektir!

Read more...

18 Aralık 2008 Perşembe

Sadece bir dağ!




Ankara-Muş seferini yapan bir uçaktan çekilmiş Erciyes fotoğrafı. Dardanos'a ithafen yayınlamış olayım. Kendisi benim dediğim fotoğrafı yayınlamış zaten.

Read more...

16 Aralık 2008 Salı

Bir tutam Kayseri notu....


*Ahdım olsun Ankara'ya şöyle adamakıllı kar yağsın Vega'dan Ankara'yı bangır bangır açıp dinlemezsem!


Sokaklar dolusu şekerli kar kokusu...


*Yahya Kemal Ankara'nın İstanbul'a dönüşlerini sevse de ben artık ondan da ötesi bütün şehirlerin Ankara'ya dönüşlerini seviyor gibiyim. Yola çıkar çıkmaz Ankara tabelasını ve karşısındaki rakamı okumaya başladım. Ama Ankara çok soğuk karşıladı tabi. Ve ben Mart 2009'da ilk kez Ankara'da oy kullanacağım değiştiremediğim seçmen kütüğüm yüzünden. 100 metreküp gaza tav olabilirim. Göçççek hazretül devletlülerine duyurulur!

*Aslında Kayseri'ye dair çok fazla kapsamlı notlar yazacak değildim ama roykeane kardeşim merakla beklediği için Kayseri'ye ayrı bir madde açmak gerek diye düşünüyorum. Başka bir blogger da "Eskişehir hakkında birşeyler yazacağım, merakla bekleyin" deseydi ben de sabırsızlıkla beklerdim. Herşeyden evveli tarihin izlerinin şehrin merkezinden silinmediği bir şehir Kayseri. Genellikle Anadolu Selçuklularından kalma kümbetler, camiler ve şifahane şehirle içiçe. Ve bu da benim gibi Eskişehir gibi bu gibi tarihi eserlerin şehiriçinde olmadığı bir diyardan gelmiş birisi için şaşırtıcı ve Kayseri'yi gözümde hoş kılan bir durum. Şehrin merkezi Kaleiçi, Kapalıçarşı civarı sayılıyor daha ne olsun. Ama Kayseri deyince benim aklıma en önce gelen görüntü ise bu sefer daha bir çekingen olup sis ve pus bulutlarının ardına saklanan Erciyes'tir. Her daim başımı çevirip baktığım ve şehir insanının da içine işlediğini gördüğüm sönmüş bir yanardağ ve bundan ötesi. Şehrin iki takımı Kayserispor ve Kayseri Erciyesspor'dan tutun otobüs firmalarına, belediyenin ambleminden tutun çoğu aracın arkasındaki yapıştırmaya kadar her türlü zemine font olmuş bir efsane. Bu da demek oluyor ki sadece ben değilmişim bir Erciyes'le gönül bağı kuran. Yine Göççek hazretlerine sesleniyorum, 100 metreküp gazın yanında şöyle bakınca göreceğimiz ve heybetinden korkup karlı zirvesinden şehri izleme hayalleri kuracağımız bir sönmüş yanardağ maketi de istiyorum! Yersen!

*Gürkan'ın bilgisayarında filmeri karıştırırken bazı filmerin yanında ++ işaretinin olduğunu görüp bir çeşit puanlama yaptığını sanmıştım. Meğer izlediği bütün filmlere ++'yı kafadan veriyormuş. İzledikleriyle izlemedikleri karışmasın diye!


*Bayramın birinci günü FM2009la haşır neşirim, kupalara doğru yelken açmışım birden ev telefonu çaldı. Reklamda kombinin yerini unutan evsahibi misali gidip buldum ama arayan isim "317 bıdı bıdı mı orası?" demesin mi? Gayet doğal adam aramış numarayı teyid ediyor negzel! diyebilirsiniz. Lakin işin garibi adamda değil bende! Bir ara cep telefonuma kaydettiğim ev telefon numaramı bilmediğim için duraksar gibi oldum. Adama birkaç soru sorarak geçiştirdim. Sonradan düşününce numarayı ezberlemeye karar verdim ama hala bilmiyorum nedir diye. Ayrıca adama da tanımasam dahi iyi bayramlar demeyi de es geçmedim. Es Es Ki Ki Ki! EsEs'i de es geçmedim. İyi bir çocuk oldum, Şirinler değil de Miskin'i görür müyüm? O'nun sesinden en içten bir "Gargi!"

*Eskişehirspor dedim de Anadolu İhtilali'nin gerçek müsebbibi Eskişehirsporumuz bu hafta Trabzonspor'a konuk oluyor. Prensiplerim gereği skor tahmini yapmıyorum! Ama Sadri Şener'in açıklamaları büyük talihsizlik ve Trabzon gibi bir camianın başkanına yakışmayacak sözler. Bu kadar diyim, siz gerisini anlayın.



*Dortmund Hatırası bu çanta ile Borussia'nın Ankara Fahri Taraftar Derneği Başkanı gibiyim. Bittabi Nordern Stand!

*Aşti'de oturmuş manzaranın ve koşuşturmacanın seyrine dalmışken o lanet "Acilen peronları boşaltınız, aksi takdirde cezai işlem uygulanacaktır!" anonsu. Sağır sultan dahil olmak üzere yedi cihan ahalisi o cezai işlemin uygulanmayacağını biliyor. Ne diye insanları böyle geriyorsun ki canım kardeşim!

*Nerde kaldı sigara dumanı içerisinde köyün su deposunun görünmesini beklediğimiz otobüsler, nerde şimdiki her koltukta bulunan ekranla 3film+7televizyon kanalıyla kişiye özel TV yayını izleme imkanı sunan otobüs! Görünüşü de uzay gemisi gibiydi zaten.

*Üzerindeki viyadükten geçerken gördüğüm kadarıyla Çubuk-I Barajı'ndan geriye kalan bir beton yığını sadece!

*16GB dahili hafıza, 8MP kameralı telefon reklamını gördüm. Vay anam neler çıkmış Serhat ya! Benim 2 sene öncesine kadar kullandığım masaüstü bilgisayarımın 40GB harddiski vardı!

*CSI Esra Ceyhan'la! Yeni formatıyla öğle kuşağı programlarında Esra Ceyhan'ı dedektifçilik oynayıp polise yardım ederken gördüm. Neyse ki otobüsün şoförü televizyonu kapattı!



*Bir gün Sabiha Gökçen'den gelen uçağı karşılamak için körüğün başındayız ve kapı açılınca yolcuların arasından Ogün Sanlısoy çıktı. Arada olan şomağızlığımla "Vay Ogün de burdaymış" dedim ve adam direk yüzüme baktı. Neyse ki hiç bozuntuya vermedim o da sallamadı ve gitti! Gömleği mi imzalatsaydım acaba? Saaaaaaaydıııım kaç gün oldu!

*Rıdvan Dilmen dil sorunum olmasa Barcelona'yı çalıştıracak kapasitede görüyorum kendimi demiş. Ağır ol Rıdvan molla desinler! Ben direk Oha derim tabi! FM2009'u kapatıp yat artık sen de...

*Arada hepimiz yola çıkar ve dinlenme tesislerinden faydalanır, unutur gideriz isimlerini. Şimdiki farklı. Ankara-Kayseri yolu üzerindeki Mavi Kent tesislerinin duvarındaki sertifika benzeri birşeyden bahsedeyim. Benim o saniye içim çok feci ısındı. Hatırlayabildiğim kadarıyla 28 Ocak 2008 tarihindeki yoğun kar yağışı nedeniyle adı geçen tesiste 30 otobüs, 10 kamyon ve 5 araç 24 saatten fazla mahsur kalmış. Hafif tabirle doğal bir afet. Fakat sinekten yağ çıkarmayan işletme sahipleri durumu olmayan 100 kişiye yemek verip, çayları ücretsiz hale getirmişler. Üstüne de tuvaletleri ücretsiz hale getirip bu 1500 kişilik topluluğa hizmette kusur etmemişler. Orada bulunup bunları bu sertifika türü yazıya dökmeyi akıl eden İçişleri Bakanlığı'nda görevli iki uzman arkadaş da bu olayı unutmamış ve bu tesise bu yazıyı asmışlar. Benim de içim ısınmış okuyunca bütün bunları. Bir masaldan değil bizzat 2008 yılı Türkiye'sinden aktardım bunları Dünyanın bu gibi insanların yüzü suyu hürmetine döndüğüne kanıt olsun diye. Ayça Şen'in de böyle bir yazısı vardı ya bulabilirim umarım.

*Futbola bir kez de olsa Erkan Goloğlu ve Tanıl Bora'nın penceresinden bakabilmeli bence her futbolsever. O haftanın gündemine kahkahalar eşliğinde bakıyor insan. Sırasıyla geliyor;

Golden sonra bütün kameraların kendisine döndüğünü bilen topçu, parmaklarıyla bir şeyler yapıyor ve halkın bunu anlamasını umuyorlardı. Kocaelisporlu Taner Gülleri, Trabzonspor maçında attığı golden sonra, dört parmağını kameralara gösterince, ben halktan biri olarak açıkça, bir anlam veremedim. Beşiktaş maçında gol attı 5 yediler. Düşündüm, “Bu kez 5 değil, 4 yiyeceğiz, herkes rahat olsun” demek istediğini ve neden buna ihtiyaç duyduğunu düşündüm.

Bursa’nın nadasta tarlası, Ankara’nın halısı varsa, Sivas’ın da buzlu pisti var. Bu sene o sahadan sadece Kayseri bir puancık alabildi. Geçen sezon da Üç İstanbullu dışında sadece Rize bir puancık alabilmişti. Hacettepe, üç beş dakika sabretse bu rekorcuğa ortak olacaktı. Ancak Sivas, Herve Tum’un iki sayısıyla kazandı ve lider oldu.

*Son olarak görece daha çok gençlerin okuduğu Penguen ve Uykusuz türü mecmuaların orta yaş tabakada da hoş etkiler bıraktığını söylemeden edemedim. Son iki seferdir işyerindeki ofiste ortada bıraktığım ve iç edilen Penguen'den sonra anladım ki evli, çocuklu ve belirli bir yaşı geçmiş insanlar da mizahtan tat alıyorlar. Peki niye kendileri her Çarşamba bir Penguen alıp da bu keyfi devam ettirmiyorlar? Mecmuam iç edildiğinden değil bu veryansın? Bu hayat gailesi içerisinde bir Erkan Goloğlu, bir Umut Sarıkaya ve elbet bir Erdil Yaşaroğlu yüzünüze bir tebessüm getirirse elbet herşey daha katlanır hale gelecektir de ondan!

Read more...

12 Aralık 2008 Cuma

Argaios'a doğru...




Argaios (Erciyes), tepesinden hiçbir zaman kar eksik olmayan, dağların en yükseğidir ve buna tırmananlar (ki çok azdır) berrak havada hem Pontus (Karadeniz) hem de İssikos (Akdeniz) denizini görebilir...” Antik çağın önemli coğrafyacılarından Strabon, Geographika'sında “dağların en yükseği olarak” olarak tanımladığı Erciyes'i böyle anlatıyor.


Bu satırları ilk kez bir Kayserispor maçını yazan Bağış Erten'den duymuştum. Demek ki neymiş, maç yazısı okumak insanın genel kültürünü de geliştirebilir, ufkunuzu açabilirmiş. Konuya dönersek daha önce buraya resmini koyduğum ve o zaman gidip de göremediğim, uzun zamandır özlemini çektiğim Erciyes'e ve Kayseri'ye kavuşma zamanıdır şimdi. 9 günlük tatilin son demlerinin koşuşturmacasından kaçıp geldim Esenboğa'dan ve şimdi benim de Kayseri'ye doğru yola koyulma vaktim gelmiştir. Kavurma yiyip aile hasreti giderme zamanıdır. Kayseri Notları'nı bekleyin :)

Read more...

9 Aralık 2008 Salı

Bir tutam bayram notu...



*Başlığın bayram notları olduğunu bakmayın aslında buralara bayramın geldiğinden pek söz edilemez. Yazının başlığını Salı Radikalindeki Banu K. Yelkovan'ın yazısından çarptım. Bayram pek gelmemişti demiştim ta ki dün sabah "flood" halinde gelen toplu bayram mesajlarına kadar. Hazırcılık yapıp tek mesajı birçok kişiye göndermektense kişiye özel bayram mesajı atılmasından yanayım. "Yok benim öyle kişisel mesaj atamayacak kadar geniş bir feysbuk listesi kabarıklığında bir telefon defterim var" diyene de derim ki ben feysbuk kullanmıyorum.

*Arada böyle bu yığılmada takılıp kalan kuzenimin mesajı gibi sabah 5.35 gibi de gelebilir bu toplu mesajlarınız. Gerçi kuzenimin bunu rakı sofrasından atmış olması ihtimali de var ama ben trafiğe takıldığını düşünüyorum.

*Bayram sineması kuşağında dün Bank Job denk geldi Kanal D'de. Baktım ki 70ler Ankara'sından sonra 70ler Londra'sı da göze hoş geliyor. Nedir bu maziye olan hayranlık bendeki?

*Biraz da eski İstanbul diyip de Bond serisinden From Russia With Love izlemeli diyecem ama 1024kaplumbağasıyla bu film akşama anca biter. O zaman da maç girer. Futbol>Sinema!

*Geçen bayram sienbisie 12 saatlik bir Prison Break maratonu yapmıştı. Geçen pazar da abim bizim 11. bölümünü izlediğimiz Heroes'un televizyondaki ilk bölümü için attığı "Şimdi Heroes zamanı" başlıklı mesajdan sonra böyle diziyi filmi televizyondan takip etmenin ne kadar zor olduğunu farkettim. Bir kere sienbisie altyazı ekibi sürekli bir RTÜK baskısı altında ve bölümlerin takibi biraz daha geç. Bank Job gibi bir filmi biz yanlış hatırlamıyorsam Haziran gibi izlemişken o bilindik "Tevede ilk kez" kalıbıyla Aralık'ta duymak biraz şaşırtıcı. Sonra ben 12 saat altyazılı Prison Break izlesem evde annem, dışarıda bakkal altyazı geçecek diye beklerim. Yok ben orijinalinden takip ederim, fps nedir bilmem diyen Ademoğlu'na çok derin saygım var.



*Dün reklamda gördüğüm Kinder Sütdilimi Burçak'tan sonraki yeni favorim. Gerçi çayla denemek biraz garip oldu ama tadı harika. Marketlerde süt ürünlerinin yanında!

*Ev arkadaşım askerlik-bayram karışımı bir sebeple memleketine gittiğinden odasına yerleştim. Yeni gelin hesabı yerim dar geliyodu, yer açtılar ben de tuttum günlük yazdım. İlham geldi gibi bişey. Ayrıca bu odanın böyle toplandığını görse yemin ediyorum daha uğramaz bu eve!

*Akşam İzmir'den bir arkadaşla konuşuyordum mesenede. "İzmir çok soğuk, donuyoz" dedi. Hemen bahsi kapatmasını rica ettim. İzmir ve soğuk yanyana gelemeyecek kadar zıt şeyler. Varsın bizim hayalimizde sıcak yaz günlerindeki haliyle kalsın. Hayalimizde!

*Geçen gece sabaha kadar menecer oynarken Powertürk açık kalsın bari ses olsun dedim boş evde. Radyoda 25 saat boyunca aynı adam program yapıyor gibi birşey. Çalan şarkılar da hep aynı olunca sandım birisi kendi evinden yayın yapıyor. Ama böylesi amatörlük de olmaz ki. En azından haberleri okuyan kadınla değişmeli yapsınlar programları. Enayi miyiz la biz!

*Manga ve Emre Aydın'la sanki sadece "bir albüm gerisi tufan" türünden anlaşma yapılmış gibi. Bir de pek anlamam ama Emre Aydın'ın MTV En İyi bişey bişeyi seçilmesi hadisesi var. Türkiye'den katılım serbestse eğer işin içinde bir kolpa var gibi. Ama ayrıntısını araştıracak kadar meraklısı da değilim. Arada radyoda çalar dinlerim. Manga'nın o tek albümünü ben üniversite 1. sınıfta yurtta antika bir cd çalarda dinliyodum şimdi mezunum. Düşünün artık! Bir de böyle tek albümle oluyosa bu işler benim de bu müzik sektörüne giresim var.



*Bu "İşin içinde internet oylaması varsa Türk'ün olduğu yerde kolpa vardır" tezim pek yabancısı olmadığınız birşey. 2012 Yaz Olimpiyatları'nın Londra'da yapılacağı belli oldu, adamlar harıl harıl hazırlık yapıyorlar. Bizde hala e-posta zincirlerinde "2012 İstanbul için oy verelim" türünden salak çağrılar. Bir gudubet Olimpiyat Stadı'yla olmuyor bu işler be annem.

*Aslında daha yazasım vardı ama bitirişi de Atina'da meydana gelen olaylara şöyle netten bakarken denk geldiğim bir ifadeyle bitirelim. O ifadeye de gelmeden önce hemen karşı kıyımızdaki insanların 15 yaşındaki bir gencin polis tarafından öldürülmesine koydukları tepkiye değinelim. Bunun adına ister anarşi diyelim, ister barbarlık bu insanların bir ölüme karşı tepkiyi böylesine sert koyması ve bunun hükümetin tavırlarına karşı grevle birleşmesi ve ülke çapında bir tepkiye dönüşmesi iki toplum arasındaki farkı ortaya koyuyor. Daha grev, sendika, insan hakları ve bilimum konularda fırınlar dolusu ekmek yememiz gerektiğini belirtirken yazının burasına kadar gelen herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.

1968 yılındaki olaylarda Alman öğrenci lideri Rudi Dutschke'nin söylediklerini aktarayım ve Cuma günkü Kayseri notlarına kadar veda edeyim.

"The extent of our counter-violence is determined by the amount of repressive violence employed by the ruling powers"

Read more...

6 Aralık 2008 Cumartesi

Ankara'ya her gün bayram!

Bayram şimdiden dilimize dolanmaya başladı. Ankara'da olacağım için pek birşey yazasım olmayacak. Ama 9 günlük Bayram tatili boyunca biz değerli Ankara sakinlerinin sıkılacağını düşünen Ses Tv yetkilileri uzun çabalar sonucu hepimizin yakından tanıdığı çok ünlü bir ismi 10 gün boyunca akşamları şov yapmak üzere ekranlara çıkarmaya ikna olmuşlar! Tanıdınız mı bü ünlü komedyeni!


Read more...

Ayraç#2


1980'den beri yaşadığı Berlin'de yeni ülkeler, yeni denizler, yeni sokaklar, yeni mahalleler bulmuş şair Gültekin Emre. Bulmasına bulmuş da 1956-1980 Ankara'sını unutturamamış bu ona. Şair, çocukluğunun, gençliğinin geçtiği Ankara mahallelerini, sokaklarını, evlerini aramış her gittiği yerde. Onda giderek iyice sararmış, solmuş bir fotoğraf haline gelmiş Ankara. Yitik Kent Ankara, bir şairin gözüyle farklı bir kent biyografisi.

Gültekin Özkan olan gerçek ismi, kitabının çıktığı sene doğan oğlunun isminin yayıncı olarak soyismi olarak vermesinden dolayı kullandığı isim Gültekin Emre olan bir şairin dilinden 56-80 arası Ankara'yı okudum bir çırpıda. Sonunun böylesi hüzünlü olduğunu bildiğim ve zevkini çıkardığım için ağırdan alıyordum okuma işini. Ama bölümler bölümleri kovaladı, sayfalar sayfaları ve sonunda elimden düşerse ne yaparım dediğim bu kitap da bitti.

Bir şairin gençlik dönemindeki Ankara'ya olan özlemini kendi dilinden ve okuduklarından derledikleri mısralarla bitireyim.


Öner Yağcı da uzaktan seviyor, seyrediyor, dinliyor... Ankara'yı, benim gibi. Onunla dileğimiz aynı, o ne diyorsa ben de onu diyorum: "Ankara'yı benim için de seyredin balkondan" dostlarım, arkadaşlarım. Artık yok ya, olursa yine eskisi "Gençlik Parkı'ndaki salkım söğütlerin ötüşünde / Bir semaver demletin, kahırlara inat." "Eski tadındaysa Hacıbaba'nın baklavası / İki lokmadan fazla yiyin, / Caneriklerini tuzlayın, / Ağzınızda tutun kirazları." Şunları da yapın lütfen: "Bana Ankara'yı anlatın, özledim caddelerini" . "Kızılay'da gezinin akşamüstü" ,"Bir kitap da bana alın Zafer Çarşısı'ndan." "Sümer Sokak hala mı ıssız? / Biracılar mı türemiş kahveanelerinde?", "Keçikıran otobüsüne benim için de binin / Selam salın Hüseyingazi dağına" "Karşıyaka'ya bir karanfil de benden götürün". "Tandoğan'dan Kurtuluş'a coşkuyla yürüyün".

Ve son olarak Turgut Uyar'dan;

Ankara'dan gelir geçer trenim,
Bir gün olur elbet ben de binerim.
Varır toprağına yüzüm sürerim.

Read more...

3 Aralık 2008 Çarşamba

Yok artık Dwyane Wade#3


NTV'nin haberine göre İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah olayla ilgili yaptığı açıklamada, vatandaşların bu tür olaylarda kendilerini polis olarak tanıtanlara kimlik sormasını istedi. Cerrah, son olayda kendilerine başvurunun geç yapıldığını söyledi: “‘Her üzerinde polis yeleği, her arabasında mavi ışık olan polis değildir. Bunlara dikkat etmek gerek. Polislerimizin kimlik kartları vardır. Sivil olarak ya da polis yeleği giyen, ‘ben polisim’ diyen kişilerden vatandaşlarımızın kimliklerini sormaları gerekiyor. Kalabalık bir eğlence merkezinde bir bayan, polis yeleği giyen 2 kişi tarafından kaçırılıyor. Kimse bunlara ‘sen kimsin’, ‘kimliğini görebilir miyim’, ‘nereye götürüyorsunuz’ diye sormuyor. Ardından orada bulunan kimse ’155 Polis İmdat’ı arayarak ‘böyle bir olay oldu. Polisleriniz bunu yaptı’ demiyor. Şikayette bulunmuyor. Şikayette bulunmak gerek. Bunları yapan polis dahi olsa biz peşine düşeriz. Adli, idari işlem yaparız. Vatandaşlarımızdan istirham ediyorum. Bize haber versinler. Her ‘polisim’ diyen sivil kişiye, polis yeleği giyen kişiye inanmasınlar. Kimliğini sorsunlar. Yine emin olamıyorlarsa 155’e ihbarda bulunsunlar”

"Vay anayın babayın kemiğine!" diyerek gecenin saat 3'ünde, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'dan incilerle afalladığımız durumlara verdiğimiz Murat Murathanoğlu tepkisi "Yok artık Dwyane Wade" serimize devam ediyoruz. Nuri Bilge Ceylan'ın tanımlamasıyla "yalnız ve güzel ülkemden" garip manzaralar. Alttaki resimdeki polisler için de adli veya idari herhangi bir işlen yapıldı mı acaba?

Read more...

Efsaneler ölmez, şekil değiştirir!

"(Sözde)Üç büyükler bu ülkeye pek çok şeyi getirmiş olabilir ama tribün kültürü diye bir şey varsa onu Eskişehirspor getirmiştir." Mehmet Demirkol






Read more...

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP