Bir tutam Kayseri notu....


*Ahdım olsun Ankara'ya şöyle adamakıllı kar yağsın Vega'dan Ankara'yı bangır bangır açıp dinlemezsem!


Sokaklar dolusu şekerli kar kokusu...


*Yahya Kemal Ankara'nın İstanbul'a dönüşlerini sevse de ben artık ondan da ötesi bütün şehirlerin Ankara'ya dönüşlerini seviyor gibiyim. Yola çıkar çıkmaz Ankara tabelasını ve karşısındaki rakamı okumaya başladım. Ama Ankara çok soğuk karşıladı tabi. Ve ben Mart 2009'da ilk kez Ankara'da oy kullanacağım değiştiremediğim seçmen kütüğüm yüzünden. 100 metreküp gaza tav olabilirim. Göçççek hazretül devletlülerine duyurulur!

*Aslında Kayseri'ye dair çok fazla kapsamlı notlar yazacak değildim ama roykeane kardeşim merakla beklediği için Kayseri'ye ayrı bir madde açmak gerek diye düşünüyorum. Başka bir blogger da "Eskişehir hakkında birşeyler yazacağım, merakla bekleyin" deseydi ben de sabırsızlıkla beklerdim. Herşeyden evveli tarihin izlerinin şehrin merkezinden silinmediği bir şehir Kayseri. Genellikle Anadolu Selçuklularından kalma kümbetler, camiler ve şifahane şehirle içiçe. Ve bu da benim gibi Eskişehir gibi bu gibi tarihi eserlerin şehiriçinde olmadığı bir diyardan gelmiş birisi için şaşırtıcı ve Kayseri'yi gözümde hoş kılan bir durum. Şehrin merkezi Kaleiçi, Kapalıçarşı civarı sayılıyor daha ne olsun. Ama Kayseri deyince benim aklıma en önce gelen görüntü ise bu sefer daha bir çekingen olup sis ve pus bulutlarının ardına saklanan Erciyes'tir. Her daim başımı çevirip baktığım ve şehir insanının da içine işlediğini gördüğüm sönmüş bir yanardağ ve bundan ötesi. Şehrin iki takımı Kayserispor ve Kayseri Erciyesspor'dan tutun otobüs firmalarına, belediyenin ambleminden tutun çoğu aracın arkasındaki yapıştırmaya kadar her türlü zemine font olmuş bir efsane. Bu da demek oluyor ki sadece ben değilmişim bir Erciyes'le gönül bağı kuran. Yine Göççek hazretlerine sesleniyorum, 100 metreküp gazın yanında şöyle bakınca göreceğimiz ve heybetinden korkup karlı zirvesinden şehri izleme hayalleri kuracağımız bir sönmüş yanardağ maketi de istiyorum! Yersen!

*Gürkan'ın bilgisayarında filmeri karıştırırken bazı filmerin yanında ++ işaretinin olduğunu görüp bir çeşit puanlama yaptığını sanmıştım. Meğer izlediği bütün filmlere ++'yı kafadan veriyormuş. İzledikleriyle izlemedikleri karışmasın diye!


*Bayramın birinci günü FM2009la haşır neşirim, kupalara doğru yelken açmışım birden ev telefonu çaldı. Reklamda kombinin yerini unutan evsahibi misali gidip buldum ama arayan isim "317 bıdı bıdı mı orası?" demesin mi? Gayet doğal adam aramış numarayı teyid ediyor negzel! diyebilirsiniz. Lakin işin garibi adamda değil bende! Bir ara cep telefonuma kaydettiğim ev telefon numaramı bilmediğim için duraksar gibi oldum. Adama birkaç soru sorarak geçiştirdim. Sonradan düşününce numarayı ezberlemeye karar verdim ama hala bilmiyorum nedir diye. Ayrıca adama da tanımasam dahi iyi bayramlar demeyi de es geçmedim. Es Es Ki Ki Ki! EsEs'i de es geçmedim. İyi bir çocuk oldum, Şirinler değil de Miskin'i görür müyüm? O'nun sesinden en içten bir "Gargi!"

*Eskişehirspor dedim de Anadolu İhtilali'nin gerçek müsebbibi Eskişehirsporumuz bu hafta Trabzonspor'a konuk oluyor. Prensiplerim gereği skor tahmini yapmıyorum! Ama Sadri Şener'in açıklamaları büyük talihsizlik ve Trabzon gibi bir camianın başkanına yakışmayacak sözler. Bu kadar diyim, siz gerisini anlayın.



*Dortmund Hatırası bu çanta ile Borussia'nın Ankara Fahri Taraftar Derneği Başkanı gibiyim. Bittabi Nordern Stand!

*Aşti'de oturmuş manzaranın ve koşuşturmacanın seyrine dalmışken o lanet "Acilen peronları boşaltınız, aksi takdirde cezai işlem uygulanacaktır!" anonsu. Sağır sultan dahil olmak üzere yedi cihan ahalisi o cezai işlemin uygulanmayacağını biliyor. Ne diye insanları böyle geriyorsun ki canım kardeşim!

*Nerde kaldı sigara dumanı içerisinde köyün su deposunun görünmesini beklediğimiz otobüsler, nerde şimdiki her koltukta bulunan ekranla 3film+7televizyon kanalıyla kişiye özel TV yayını izleme imkanı sunan otobüs! Görünüşü de uzay gemisi gibiydi zaten.

*Üzerindeki viyadükten geçerken gördüğüm kadarıyla Çubuk-I Barajı'ndan geriye kalan bir beton yığını sadece!

*16GB dahili hafıza, 8MP kameralı telefon reklamını gördüm. Vay anam neler çıkmış Serhat ya! Benim 2 sene öncesine kadar kullandığım masaüstü bilgisayarımın 40GB harddiski vardı!

*CSI Esra Ceyhan'la! Yeni formatıyla öğle kuşağı programlarında Esra Ceyhan'ı dedektifçilik oynayıp polise yardım ederken gördüm. Neyse ki otobüsün şoförü televizyonu kapattı!



*Bir gün Sabiha Gökçen'den gelen uçağı karşılamak için körüğün başındayız ve kapı açılınca yolcuların arasından Ogün Sanlısoy çıktı. Arada olan şomağızlığımla "Vay Ogün de burdaymış" dedim ve adam direk yüzüme baktı. Neyse ki hiç bozuntuya vermedim o da sallamadı ve gitti! Gömleği mi imzalatsaydım acaba? Saaaaaaaydıııım kaç gün oldu!

*Rıdvan Dilmen dil sorunum olmasa Barcelona'yı çalıştıracak kapasitede görüyorum kendimi demiş. Ağır ol Rıdvan molla desinler! Ben direk Oha derim tabi! FM2009'u kapatıp yat artık sen de...

*Arada hepimiz yola çıkar ve dinlenme tesislerinden faydalanır, unutur gideriz isimlerini. Şimdiki farklı. Ankara-Kayseri yolu üzerindeki Mavi Kent tesislerinin duvarındaki sertifika benzeri birşeyden bahsedeyim. Benim o saniye içim çok feci ısındı. Hatırlayabildiğim kadarıyla 28 Ocak 2008 tarihindeki yoğun kar yağışı nedeniyle adı geçen tesiste 30 otobüs, 10 kamyon ve 5 araç 24 saatten fazla mahsur kalmış. Hafif tabirle doğal bir afet. Fakat sinekten yağ çıkarmayan işletme sahipleri durumu olmayan 100 kişiye yemek verip, çayları ücretsiz hale getirmişler. Üstüne de tuvaletleri ücretsiz hale getirip bu 1500 kişilik topluluğa hizmette kusur etmemişler. Orada bulunup bunları bu sertifika türü yazıya dökmeyi akıl eden İçişleri Bakanlığı'nda görevli iki uzman arkadaş da bu olayı unutmamış ve bu tesise bu yazıyı asmışlar. Benim de içim ısınmış okuyunca bütün bunları. Bir masaldan değil bizzat 2008 yılı Türkiye'sinden aktardım bunları Dünyanın bu gibi insanların yüzü suyu hürmetine döndüğüne kanıt olsun diye. Ayça Şen'in de böyle bir yazısı vardı ya bulabilirim umarım.

*Futbola bir kez de olsa Erkan Goloğlu ve Tanıl Bora'nın penceresinden bakabilmeli bence her futbolsever. O haftanın gündemine kahkahalar eşliğinde bakıyor insan. Sırasıyla geliyor;

Golden sonra bütün kameraların kendisine döndüğünü bilen topçu, parmaklarıyla bir şeyler yapıyor ve halkın bunu anlamasını umuyorlardı. Kocaelisporlu Taner Gülleri, Trabzonspor maçında attığı golden sonra, dört parmağını kameralara gösterince, ben halktan biri olarak açıkça, bir anlam veremedim. Beşiktaş maçında gol attı 5 yediler. Düşündüm, “Bu kez 5 değil, 4 yiyeceğiz, herkes rahat olsun” demek istediğini ve neden buna ihtiyaç duyduğunu düşündüm.

Bursa’nın nadasta tarlası, Ankara’nın halısı varsa, Sivas’ın da buzlu pisti var. Bu sene o sahadan sadece Kayseri bir puancık alabildi. Geçen sezon da Üç İstanbullu dışında sadece Rize bir puancık alabilmişti. Hacettepe, üç beş dakika sabretse bu rekorcuğa ortak olacaktı. Ancak Sivas, Herve Tum’un iki sayısıyla kazandı ve lider oldu.

*Son olarak görece daha çok gençlerin okuduğu Penguen ve Uykusuz türü mecmuaların orta yaş tabakada da hoş etkiler bıraktığını söylemeden edemedim. Son iki seferdir işyerindeki ofiste ortada bıraktığım ve iç edilen Penguen'den sonra anladım ki evli, çocuklu ve belirli bir yaşı geçmiş insanlar da mizahtan tat alıyorlar. Peki niye kendileri her Çarşamba bir Penguen alıp da bu keyfi devam ettirmiyorlar? Mecmuam iç edildiğinden değil bu veryansın? Bu hayat gailesi içerisinde bir Erkan Goloğlu, bir Umut Sarıkaya ve elbet bir Erdil Yaşaroğlu yüzünüze bir tebessüm getirirse elbet herşey daha katlanır hale gelecektir de ondan!

Yorumlar

Roy Keane dedi ki…
Valla beklediğime değdi çok sevindim görünce yazını ve teşekkür ediyorum. Eskişehir hakkında bir "güvercin" sevdalısı olarak ve etnik kökenim icabı zaten aşığım. Eskişehir'i 2 sene evvelgördüğümde gerçekten bir kez daha aşık oldum. Bazen hala düşünürüm Gazi yerine Anadolu Üniversitesinde mi okusaydım diye. Orada Bahçlievler'de kaldım ama Doktorlar Caddesi'ni Adalar2ı falan hep gezdim. Büyük şehirlerle arası bozuk birisi olarak Eskişehir'in en çok şirinliğine aşık oldum.

Geleyim Kayseri'ye. Herkes deniz gördü mü rahatlar. Bense onu görünce rahatlarım. Bir insan dağ görünce rahatlar mı? Evet Erciyes Dağı'nı gördüğümde gözlerimden çoğu zaman yaşlar akar otobüsün 140'e basıp bir an evvel terminale girmesini beklerim. O manzaraya karşı mutlaka bir sigara yakarım.

Şnassızsın abi. 5-6 yıl önce gelseydin el değmemiş Kayseri'yi görürdün. Sivas Caddemiz altüst edildi, mabedimiz Atatürk Stadımız yıkılıyor,her yer alışveriş merkezi dolmaya başladı. Şehir sunileşiyor giderek.

Keşke önce görseydim o yazını.Kesinlikle ağırlardım kurtuluşun yoktu(: Yine yeniden bekliyorum;)
ziggytheking dedi ki…
Yolumuz her daim Kayseri'ye düşer merak etme sen ;) Bir rehber eşliğinde gezmek ve ara sokaklara girmek daha iyi olur hem. Geçen sene 1-1 biten Erciyes-EsEs maçında misafir tribününde ve biletini sakladığım tur atladığımız Tel Aviv maçında tribünlerinde olduğum Atatürk Stadı'nın zihnimizde hatırası elbet vardır. Cumartesi Kayseri-İBB maçıyla bu stada veda edesim vardı ama abim yanaşmadı. 5-6 sene önce de gelip görmüşlüğüm var Kayseri'yi. Yine de Ankara'nın el değmemiş haline daha çok içerlerim.

Ve Erciyes... Eğer bulabilirsem yaklaşık olarak Ankara üzerinden ve yine yamulmuyorsam 15.000 feet yükseklikten çekilmiş çok daha etkileyici bir fotoğrafı vardı. Bizzat kokpitten! Bulabilirsem sana özel yayınlarım o resmi ;) Arka fonda Gesi Bağları Barış Manço'dan... Dayanabilir misin?
ix dedi ki…
'Cezai işlem, uygulanacaktır.'

şeklinde okuyuşundaki vurgu sence de rahatsız edici mi?
ziggytheking dedi ki…
anons bütünüyle rahatsız edici ama dediğin gibi vurgulama da yanlış murty.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dayı-Yeğen ilişkisi.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz

Şampiyonluk Sinan'a Ediz'lere...