Blog Widget by LinkWithin

30 Ekim 2009 Cuma

Çocukluğumun sinemaları



İstanbul yolculuğu öncesi uzunca bir mola verdiğim Eskişehir'de kışın geldiğini görünce talihime bir daha sövdüm. Şu son keyifli gezdiğim ve İstanbul'a akacağım günlerde gökyüzünde biraz olsun güneşi görsem çok mu şey istemiş olurdum? Şimdi Adalar'ın ve İstasyon Köprüsü'nün olanca kalabalığını ardımda bırakıp kendimi eve atmak için hiç bir şeyi görmüyor gözüm.

İnsan böyle uzun uzadıya aralar verip de memleketine dönünce değişen şeylere bakıp da büyüdüğünü (yaşlandığını) anlıyor. Aralardan derelerden eve dönerken yolum eskiden Arı Sineması'nın çıkışının olduğu sokağa denk geldi ve moloz yığınını görünce içim cız etti. Kılıçoğlu Apartmanı'ndaki Kılıçoğlu Sineması kapanalı da sanırım uzun süre oldu ama orası en azından yıkılmadığı için böylesi bir nostalji yaşamamıştım. Ta ki Arı Sineması'nın salonlarının bulunduğu kısmın yıkıldığını görünceye dek. Arı Sineması Eskişehir'de bir neslin sinema denen o büyülü dünyayla tanışmasına vesile olmuştur Eskişehir Bankası (ESBANK) ile birlikte. Sanırsam ilkokul sıralarındaydık o dönemler. Esbank sponsorluğunda salonların ölü olduğu haftasonu sabah saatlerinde çocuklar için filmler oynatılırdı Sarı, Yeşil, Kırmızı ve Mavi Arı salonlarında. Haftaiçi şimdi yine yerinde yeller esen Esbank'ın merkez şubesinden o salonun renginde davetiyeler alınırdı. O zamanlar Espark yoktu, kimse İstasyon Köprüsü'nün üzerinden gelip geçmezdi. Ardımızda bıraktığımız kahvaltının ardından atardık kendimizi Arı Sineması'nın o renkli salonlarına. Düşünüyorum da şimdikilerle kıyaslanmayacak kadar konforsuz ama dedim ya kişisel tarihimizde bizi Aslan Kral'la ve sinemayla tanıştıracak kadar önemli bir yerdi Arı Sineması. Hafızamı yokluyorum da son izlediğim film Komser Şekspir'di Yeşil Arı salonunda. Sonrası yolumuz hep başka diyarlara, başka salonlara zaten.



Böylesi anılar saklıdır şimdinin kadir kıymet bilmez öğrencilerinin gezdiği sokaklarda. Sorun hangisi kayıp da düşmüştür o eski Porsuk köprülerinde. Eskiden gondol ve bot değil kayıkla gezer yarışırdık Tülomsaş Köprüsü'ne kadar. Velhasıl kelam bir şehir belleklerinizde yer etmiştir ve her bir sokağı, her bir köprüsünün ayrı bir yeri vardır kişisel tarihinizde. Not ettikleriniz günlüğünüzde, hatırlayamayıp da yazdıklarınız zihninizin hep bir köşesinde.

Yine çok hatıralarımızın olduğu bir şehre doğru yol alacağız akşam babamla birlikte. Geçen hafta koreografide Nilüfer'in sesi yankılanıyordu ya Atatürk Stadı'nın her bir köşesinde. Ta uzak yollardan koşup gideceğiz İstanbul yollarına. İki dost takım Eskişehirspor ve Kasımpaşa taraftarları dolduracak o ismini anmak istemediğimiz stadyumun tribünlerini. Bir koca yaşı daha ardımda bırakrıken bir Eskişehirspor galibiyeti olacak belki de en büyük armağan. O vakte kadar o malum şarkıyı söylüyor olacağım yine.

Read more...

27 Ekim 2009 Salı

Tanıl Bora'dan EsEs Analizi#3



Yönetimin otobüslerini kestiği Beşiktaş taraftarlarının deplasmana kendi imkânlarıyla gelmesi, kıymetli. Treni de kullanmaları, hoş. Unutmayın: Trenle kitlesel deplasman seyahatinin öncüsü Eses taraftarıdır. Onlar şimdi koreografiye sardırmış.


Tanıl Bora her salı futbol dünyamıza çok başka bir açıdan bakan ve severek takip ettiğim bir yazar. Salı gününün bir diğer vazgeçilmezi de Erkan Goloğlu'dur. Belki her ikisini de Ankara'dan oldukları için bir başka seviyorumdur kim bilir. Yazar kelimesini öyle eski topçu artıklarına kullanmaktan vazgeçsek ne güzel olurdu. Köşelerini ertesi gün gastelerinde okuyanların veya telefonla yazı yazdıranların gastelerinin onbinlerce satması ne kadar acıdır. Topçu artıklarını ve onların lafu güzaflarını bir kenara bırakırsak Tanıl Bora bu haftaki köşesinde de Eskişehirspor taraftarına methiyeyi düzmeden geçememiş. Bazılarına yeni düştükleri yolları göstermiş. Siz düne kadar yönetiminizin tahsis ettiği otobüslerle deplasmana giderken EsEs taraftarı deplasmana trenle giderdi demiş. Az mı demiş?! Sonrasında da koreoya sardırdığımızı söylemiş. Sardırmak cuk oturan bir deyim olmuş. Başkaları atkının görsel malzeme olduğunu savunadursun, biz de KoreoEsEs'teki renkdaşlarımızın 13 günlük emeğinin hakettiği değeri almamasına yanalım. Onlarda o azim, bizde bu sevgi oldukça sırtımız yere gelmeyecektir.

Yukardaki resim de trenle deplasmana giden taraftarımızın 70'li yıllardan esintisidir. FB yazısının yanındaki kovaya dikiz!

Read more...

25 Ekim 2009 Pazar

Futbol Dilencisi Junior'ın Pazar Notları#7



*Dün akşamki Eskişehirspor-Beşiktaş maçını işyerinden bir arkadaşın düğünü nedeniyle izleyemeyince Futbol Dilenciliği'ne voodoogirl'ün haftaiçi söylemesiyle haberim olan ve Cebeci İnönü'de oynanan Hacettepe-Kayseri Erciyes maçı ile devam ettim. İki pazardır Gençlerbirliği ve Hacettepe derken mevsimin güneşli ve futbola müsait zeminleri ve tribünlerinde boy gösteriyoruz.

*Dünkü maçı izleyemediğime pek yanmıyorum. Gece 3'te KoreoEsEs'in şovunu izleyip gözler nemli uykuya gittikten sonra sabah da şarkının sözlerini mırıldanarak uyandım. Bir hafta boyunca mırıldanacağım böyle "Ta Uzak Yollardan" diye.

*Evet bir hafta aynı şarkıyı söyleyeceğim ta ki pazar Kasımpaşa-Eskişehirspor maçı için İstanbul'da bulana kadar kendimi. Abime misafir olurum, tribünde babamı bulurum. Belki dönüşte taraftar otobüsüne kaynak olurum.

*Deplase olmayan, tribünde koreografide karton kaldırmamış, efendime söyleyeyim hatırası olan bir taraftar forması olmayan taraftar eksik taraftardır. Blog yazmakla olmaz o işler. Sk/por yazarı mı kesildiniz başımıza bebeler?!

*Niye Hacettepe-Kayseri Erciyesspor maçı? Çünkü Cebeci İnönü'nün mazimizde ayrı bir yeri vardır. Ve inatla iddia ediyorum, o stadyum yıkılana kadar-ki yıkılması yakındır- bizden ala taraftar görmeyecektir. Yıl 2006, takvimler Mayıs ayının 22'sinde sıcak bir çarşamba. Bankasya Ligi'ne yükselme maçları finalindeyiz. Yaklaşık 20.000 taraftar bir iş günü Ankara yollarına düşmüş. Sırf bir siyah-kırmızı o sevdayı bir üst lige çıkarabilmek için. İşte o maçın hatıralarını yad etmek ve bu güzel güneşli günleri evde tıkılı geçirmemek için düştüm Cebeci yollarına.



*Maç esnasında dikkatimizi dağıtacak bolca etken vardı. Öncelikle mevsim anormalinde 22C'lik bir sıcaklık. Sonrasında sanırsam Halkevleri'nin Kolej meydanında düzenlemiş olduğu miting. Cebeci tribünlerinin manzarasından Cemal Gürsel Caddesi'nde gelişen olayları izliyor, tepemizden sürekli geçen polis helikopterinin içinden maçın izlendiğine dair şüphe duyuyorduk. İçimden polis helikopteri sahaya inse diye geçmedi değil. Hakem bu gazla helikopterdeki polislere bile kart gösterebilirdi.

*Televizyonda izlenen seyircisiz maçlara has saha içi konuşmlara bu maçta ziyadesiyle tanık oldum. Kaleciler aşırı geveze. Herkes sakin. Orta hakem "Doğru Karar" diye bağırarak yan hakemi seyircilerin önünde tebrik ediyor. Hatta oyunculara uyup sert müdahelede bulunanlara "Daha Sakin" diye bağırıyor.

*Banliyöler dikkat dağıtan başka bir unsur. Hatta helikopterle sesleri karışıyor, hangisinin geçeceğini ayırt edilemiyor ama gazeteden kafa kaldırıp da bakılmıyor.



*Geçmiş senelere ait maç özetlerinin vazgeçilmezi skorbord içerisinde yaşayan amcalardan bu maçta da vardı. Sırf şu üstteki manzara için şu maça gittiğime değer. Bunun evi anca 2+1. Eskişehir'deki eski skorbodun içinde yaşayan amcanın villası vardı. Hatta şimdi hatırladım devrenin gösterildiği haneden atılan gol için sevindiklerini görürdünüz. Ne güzel günlerdi be.

*Maçı kısaca özetlersek 14. dakikada Hacettepe kornerden gelen topa eski Gençlerli Kulusic'in kafasıyla 1-0 öne geçti. Dakika 16'da ceza sahasında topa elle müdahale eden Selçuk Şahin kırmızı kart gördü ve Erciyes Mehmet Al'ın penaltıyı gole çevirmesiyle durumu 1-1'e getirdi. O dakikadan sonra durgunlaşır dediğim Hacettepe, Erciyes'in de ikramlarıyla 45. dakikada durumu 4-1'e getirdi. İkinci yarıda Kulusic de kırmızı kart görünce Hacettepe maçı 9 kişi tamamladı. Mehmet Al'ın 82. dakikadaki golü sadece skorbord içinde yaşayan amcanın keyfini bozuyordu.

*Maçtan sonra Kurtuluş Parkı'nın içinden geçiyordum. Mazimde oranın da ayrı bir yeri vardır. Biz uykumuzdan küfür keder kalkar Beytepe'ye giden yolun birazını yaya olarak Kurtuluş Parkı'ndan geçerdik, millet sabah yürüyüşünde olurdu. Biz kar, kış demeden yine yola düşerdik, onlar sıcak evlerinde kahvaltı keyfi yapıyor olurdu. Lafı nereye getirdim yine. Kurtuluş Parkı'ndan geçiyorken Kolej'deki mitingten içinde bolca hak, mücadele, kardeşlik, direnme kelimeleri bulunan cümleler geliyordu. Lafta güzel sizin kardeşliğiniz, direnmeniz. En güzel kardeşlik 3 yaşındaki ufaklıkla ayaküstü top oynamamız. Yerim senin laf kalabalığı kardeşliğini ben!

*Onlar Kolej'de miting yapıyorken nikahlar kıyılıyordu Kurtuluş Parkı içerisinde. Bir yanda kardeşlik naraları, bir yanda uçuşan evetler, hayırlar, dağıtılan nikah şekerleri.

Kapanışı dünkü düğünde çalınan tulumun insanın içini burkan sesi yapsın. video

Read more...

Ta Uzak Yollardan

video

Uzağında kalınan, diziden filmden takip edilen cennet bir şehir Eskişehir
Gelmeyen sevgiliye duyulan özlem
Anneye özlem, babaya özlem,
2 aylık yeğene özlem,
Kulaklarımda akşam düğünde çalınan tulumun sesi,
Her tulum çaldığında Yusuf'u hatırlarım.
Sonra bu videoyu izleyince isyan etmişse delicesine göz pınarlarım gecenin bir yarısı,
Hasretin nazlıdır be Eskişehir...


Ta Uzak Yollardan Koştuk Geldik Senin Kollarına
Yine Uzak Yollardan Düşeceğiz Senin Yollarına




Not: Resim Ersin Düzen'in Twitter'ından.
Video ise Emre Angı kardeşimin blogundan.

Read more...

24 Ekim 2009 Cumartesi

T.U.Y.K.G.S.K



Bu akşam saat 8'de. Maçı bırakın koreografiyi izleyin.

Read more...

23 Ekim 2009 Cuma

Bekle bizi İstanbul


01 KASIM 2009 PAZAR


14:00KASIMPAŞA-ESKİŞEHİRSPOR
R.TAYYİP ERDOĞAN


Bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi.

Parklarınla, köprülerinle, meydanlarınla

Bekle bizi İstanbul!

Read more...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Tekzip



Son yazdığım Şehir Rehberi üzerine de düzeltme yapmam gerek. Sonuçta şehir kazan biz kepçe.

Şurada 1kuruşlar kimin cebine gidiyor demiştim? Kimsenin cebine gitmiyormuş. En azından bazı istasyonlarda.

Şehir Rehberi'nin 15. baskısında da metroda hiç müzisyen yok demiştim. Gittim ve gördüm ki Kurtuluş Metrosu'nun Dumlupınar Caddesi çıkışında -ki Cebeci İnönü Stadı'na giden yol üzeridir- bir amca oturmuş kaval çalıyordu. Yolun yarısından dönmüş bile olsam küçük bir teşekkürü bıraktım üzerime düşeni yaparak. Hem voodogirl söyledi bu pazar Cebeci'de maç varmış.

Sokak müzisyeni pazar tatili yapar mı?

Read more...

19 Ekim 2009 Pazartesi

Futbol Dilencisi Junior'ın Pazar Notları#6



Sonuncusunu en son 4 Mayıs'ta yazdığım Pazar Notları'na aynen devam. O zaman Ankaragücü ile Ankaraspor'un son buluşmasına dolayısıyla tarihe tanıklık etmiştim.


*En üstte son model bir Porsche Cayenne olmasının nedeni dünkü dumur. Tam biletimi almışım, Gençlik Parkı tarafından 19 Mayıs'a doğru yola koyulmuşum ki sağdan yaklaşan aynı bu resimdeki gibi bir beyaz Cayenne gördüm. İçerisindeki de Sivasspor'un sağ bek oyuncusu Abdurrahman Dereli. Dünya dönüyor da bana mı dönüyor amk dünden sonra?! Cayenne la boru değil!

*Biletix'te Gençlerbirliği-Sivasspor maçını kalearkası 10TL, Maraton 20TL diye gördüğümü hatırlıyodum. Ta ki gişe önünde bir yaşıma daha girene kadar. O ana kadar Twitter da dahil olmak üzere kalearkası olacak diye hayıflanıyordum ki ne göreyim? Hem kalearkası hem maraton 10TL. Maraton biletimi kaptığım gibi çok hatıralarımın olduğu ve iyi çocuk olup da Tanıl Bora'yı bile gördüğüm C Bloğa doğru yönlendim.

*Üst aramasında polisleri hepten ortadan kaldırmışlar iyi olmuş. Her ne kadar onları da sevmesem de turuncu yelekliler polisten iyidir.

*Ama polis bu boş geçen pazar öğleden sonrasını neşelendirmeyi bildi. Olay çıkaracak en son taraftar olan Sivasspor taraftarından bir kişi bir ara fevri bir hareket yaptı, karıştı deplasman tribünü ama toplasan en fazla 3 kişinin karıştığı bir olay benim gördüğüm kadarıyla. Bizdeki gibi yukardan aşağıya bir hareketlenme veya koltuklara karşı bir antipati yok. Ama beyaz kasklılar olay bölgesine yaklaşık 20 kişilik bir güruhla hareketlendi ki Süper Lig'i bizler kadar özleyen başkalarının da olduğunu anlamış olduk!



*Maçtan önce Opera'dan stadyuma Gençlik Parkı'ndan geçtim. Yolumun üzeri olmasa bile Gençlik Parkı'na uğrar oldum zaten bu aralar. Her ne kadar eski halini daha çok ansam ve sevsem de bu halinin de etkisi altındayım. Güneşli bir ekim öğle sonrası, lunaparktan gelen cıvıltılar, etfafta gezen aileler, evde annemle babam var her ne kadar günübirlik uğruyor da olsalar. Eksik olan birşeyler elbet oldu olacak ama bu eksikler anın kıymetini ve bu güzel pazar gününün mazide ayrı bir yeri olmasını etkilemeyecek.

*Gençlerbirliği maraton tayfasında da çok değişik simalar vardır. Dünkü örnek maça doğranmış yeşil ve kırmızı elmalarla gelen amcaydı. Nerde maça giden eşine beslenme hazırlayan bir kadın var, orda mutlu bir ev hayatı var.

*Güneşli pazar öğle sonrası dedim aklıma ne geldi. Çocukken şaşırdığım şeylerden birisi de maç özetinde mevsim değişimidir. Eskiden de böyle 3 dakika sınırı var mıydı hatırlamıyorum maç özetini izlerken hava durumunun değiştiğine tanık olursunuz. En bariz örnek de geçen sene 15 Mart'ta oynanan ve Emre Toraman'ın kendi kalesine 2 gol attığı Eskişehirspor-Bursaspor maçıdır. O maçta hem güneş, hem rüzgar hem de kar vardı. Hem güneşi görüp hem kar yağdığına şahit olduğunuz maç en çok şaşırtanıdır. Aynı gün PAF takımı da kendi kalesine attığı gollerle yenilmişti. Eskişehirspor tarihi için kara bir gün.



*19 Mayıs Maraton tribünün siluetine takılanlar. Bizzat kendi objektifimden. Tırt bir 6300 ama objektif işte. Hala üzerinden atlayan var mı bilemediğim Paraşüt Kulesi, çok camlı ve tepesinde helikopter pistli Büyükşehir Belediye Binası, Ankara Arena inşaatında çalışan ve ikide bir sağa sola dönerek dikkat dağıtan iki vinç, tepesinden Ankara'nın daha bir güzel göründüğü ve ikinci kez binmeye korktuğum lunaparktaki Ankara Asansörü. Bir de gece maçı oynanırsa ve inişler 03 pistlerine alınmışsa yaklaşmada olan uçaklar. Maraton tribününde maçtan başka herşeyi izleyen bir Futbol Dilencisi'nin gözüne takılanlar bunlar.

*15 gün önce Fenerbahçe gol atınca sevinen Tarık adlı Başkan Yardımcılarına çok ciddi tepki vardı Gençlerbirliği tribününde. Nerede dişinden tırnağından arttırdığıyla maça gelen has taraftar, nerde rakibinin golüne sevinen yönetici! Çok melankolik olacak ama yönetimler, futbolcular sahtekar, en büyük tribündeki taraftar!

*Sahaya dönersek birşey dikkatimi çekti. Gençlerbirliği'nde İlhan Eker'in yokluğunda kaptan Orhan Şam'dı. Her ikisi de OFTAŞ/Hacettepe kökenli bu iki oyuncunun geldikleri Gençlerbirliği'nde kaptanlığa kadar yükselmeleri kansız bir devrim gibi. Hacettepe de Bankasya maçlarını Cebeci'de oynuyormuş. Gidip de hatıraları yadetmek lazım şehre kış gelmeden.

*Yeşil zeminden bir başka güzel olay. Baş aktör Serdar Kulbilge. Bir atakta Gençlerbirliği'nden bir oyuncu yerde kaldı ve Sivasspor da oyunu devam ettirdi. İngilizler bu konuda her türlü yetkiyi hakeme vererek işin içinden çıkabildiler. Bizde olsa ne tür fırtınalar kopacağını en has medyumlar bile bilemez. Atak bir şekilde sonlandıktan sonra kalesinde duramayan! Serdar, ortasahaya kadar gidip rakibe posta koyuyor ve hakemden sarı kartı görüyor. Burayı okuyorsa! Serdar'a bir çift sözüm var. Belli ki İlhan Cavcav kaleye koyacak çuval bulamamış seni geçirmişler kaleye. Sağa sola dalaşmadan işini yapsan, deplasman tribünüyle uğraşıp yerlere yatıp çimleri yemesen ve hatta çimlere basmasan, daha iyi olmaz mı?!

*Aslında bu pazar gününü Ankara'da cehennemin dibi olarak gördüğüm Yenikent ASAŞ'ta Gökçek'e söverek geçirecektik ama şehirde kalmak en iyisi. Zira Ankaraspor boyladı oraları!

*Biterken nasıl oldu anlamadım Volkan Konak'tan Feriğim çalıyordu.

Benim en büyük kudretim senin sahiden şehrimde olduğunu bilmek...

Gerisi vallahi yalan, billahi yalan.

Read more...

18 Ekim 2009 Pazar

Balonlu gol

video

Gece yatmadan Ersin Düzen'in linkini verdiği yukardaki balonlu golü seyrettim. Bilinçaltıma nasıl işlediyse artık rüyamda golü arkadaşıma anlatıyordum ki birden ekrana o görüntü geldi. Demek ki 2005 finalinden sonra içimde gizli gizli büyüyen bir Liverpool sevgisi varmış. Bugün ortaya çıktı. Reina'ya da sözlerim var, bari balon auta çıktı da kurtardı kendisini.

Ayrıca balonu sahaya iade eden genç Liverpool taraftarı da hoş bir ayrıntı

Read more...

17 Ekim 2009 Cumartesi

Şehir Rehberi#15 Müziksiz Metro



Geçenlerde yine Tunalı'da aylak gezerken sokak müzisyenlerini görünce aklıma geldi de Ankara gibi metro istasyonlarında hiç sokak müzisyeni olmayan başka bir şehir var mıdır? Gerçi Ankara Metrosu'nda olsa güvenlik abiler döve döve yola getirirlerdi herhalde!

Read more...

12 Ekim 2009 Pazartesi

1 Kuruş!



Aylak pazartesi sabahıma renk katan 2 adet mini mini 1 kuruşlarımın temsili resmi. Şehir Rehberi'nin şu yazısında EGO'nun yapmış olduğu indirimden sonra 1 kuruşlar kimlerin cebine kalacak diye sormuşum. Ama bugün sabah 2 kullanımlık EGO kartını aldıktan sonra elime aldığım bozuklukların arasında bu mini mini 1 kuruşları görünce yaşadıığım sevinci anlatamam. Böylece anladık ki o 1 kuruşlar kimsenin cebine girmiyormuş.

1 kuruşları Ankara ekonomisine kazandıran ve beni sabah sabah anlatıılması güç sevince boğan Ankara Büyükşehir Belediyesi ve EGO'ya teşekkürü bir borç bilirim.

Read more...

9 Ekim 2009 Cuma

A Modest Proposal



Her yerden her şeyi apardığım gibi Jonathan Swift'in İrlanda'nın içinde bulunduğu ekonomik krizi bebeklerin etinden, sütünden faydalanmak! üzere İngiltere'ye satılmasıyla aşılması üzerine yazdığı A Modest Proposal'ı da apardım. Okunması gereken bir kara mizah örneği. Şimdi de memleketteki İzmir sevdası ve futbol üzerine alçakgönüllü bir öneride bulunacağım.

İzmir. Ege'nin incisi, her iki abimin de İzmir'de okuması nedeniyle benim de mazimde yeri olan ve her daim her birimizin kalbinde yeri olan İzmir. Şimdi bulmaya üşendim, son yerel seçimlerde hiçbir ilçesini ampile vermemiş şehir İzmir. Kordon'da bir sıcak yaz günü ne de çabuk geçmişti saatler 9 Ağustos Pazar günü Manisa deplasmanı öncesi. Seni böyle saatlere sığdırmak kolay mı?

Gördüğünüz üzere konu hemen futbola ve deplasman anılarına dönmeye başladı. Tarih bizi önce 9 Ağustos'a götürdü, şimdi de 15 Mayıs Cuma gününe götürsün. Bankasya Ligi Yükselme Maçları Altay, Boluspor, Karşıyaka ve Kasımpaşa arasında Ankara Yenikent'te oynanacaktı. O maçlar öncesinde kamuoyunda ciddi bir İzmir desteği oluşuyordu. Sonunda herkes bir İzmir takımının Süper Lig'e yükseleceğine dair bir umut kaplamıştı tüm yurt sathını. Ama kader ağlarını örmüştü ve Süper Lig'e giden yolda Karşıyaka Altay'ı yarı finalde yenmiş ve Kasımpaşa'nın rakibi olmuştu. 17 Mayıs Pazar günü biz Eskişehirspor'la Konya'da 1 avans 2'de biter taktiğiyle Konyaspor'u ait olduğu yer Bankasya'ya gönderirken Kasımpaşa Bankasya Ligi Yükselme Maçları finalinde Karşıyaka'yı yeniyor ve İzmir'in Turkcell Süper Lig'le kavuşma hasretini gidermesine engel oluyordu.



Zaten Süper Lig'de İzmir'de oynanan son maçta takvimler 31 Mayıs 2003 tarihini gösteriyordu, o sezon hem Altay hem Göztepe Süper Lig'den düşüyordu. Dile kolay tam 6 senedir bir İzmir takımı Süper Lig arenasında boy gösteremiyordu. Arada gelip geçen takımlardan birinin Trabzon ilçesi Akçaabat'ın Akçaabat Sebatspor olduğunu not düşelim. Tabi bu arada İzmir takımları boş durmuyordu. Arada Altay Ankara'da bizim de bizzat Altay tribününde şahit olduğumuz(yukarıdaki iki bilet her iki finale aittir. Altay-Kasımpaşa biletinde Ne maçtı ama ibaresini görebilirsiniz) diğer Yükselme Ligi maçlarında önce 24 Mayıs 2006'da Sakaryaspor'a 4-1,(o maçta Taner Demirbaş Sakaryaspor forması giyiyordu ve 30 metreden müthiş bir gol atarak Gençlik Parkı kale arkasındaki Sakarya tribününü sevince boğuyordu) sonraki seneki finalde Altay yine Süper Lig'e giden yolu uzatmayı seçmişti ve finalde bu sefer 30 Mayıs 2007'de karşısında Kasımpaşa'yı buluyordu. Her iki finalde(2007 ve 2009) de İzmir'in Süper Lig'e giden yolunun Başbakan RTE'nin semti olan Kasımpaşa tarafından kesilimesi ayrıca manidardır. O maç da futbol tarihimizdeki en çekişmeli Yükselme Maçları finalidir bence. Kasımpaşa önce 90+'da attığı golle durumu 2-2'ye getiriyor, Altay uzatmada 97. dakikada tekrar öne geçmesine rağmen 120+'da Kasımpaşa durumu 3-3'e getiriyor ve o moral çöküntü sonrasındaki penaltı atışlarında Kasımpaşa yine Süper Lige kalkan trenin son yolcusu olmayı başarıyordu.

İzmir'in Süper Lig hasretini kendi kişisel tarihimle harmanlayıp kısaca özetledikten sonra önerime geliyorum. Statüde değişiklik yapılarak her sene değişmeli olarak bir İzmir takımının küme düşme muafiyeti sağlanarak Süper Lig'de oynaması sağlanabilir. Böylece güzel memleketemizin üçüncü büyük kenti İzmir'in her daim Süper Lig'de temsil edilmesi sağlanabilir. Hazır Ankaraspor ligden düşürülmüşken ve Süperalles Ligimiz 17 takımlı aksak bir lige dönüşmüşken bu iddiamın yetkililer ve İzmirliler tarafından ciddiye alınması en büyük temennim. Memleket çapında böylesi bir İzmir ve Karşıyaka sevdası varken neden olmasın? Karşıyaka'dan sıkıldınız mı Altay oynasın. O da mı tutunamadı, şirin ilçesi Buca var. Bir dahaki sene de o oynar. Sonra Göztepe Bankasya Ligi'ne yükselirse o bile bu İzmir kontenjanından Süper Lig'e çıkartılabilir. Neden olmasın?

*Hem İzmir takımı lige çıkarsa neler olabilir hayal edebiliyor musunuz? Deplasmana gelen taraftar otobüsleri taşlanır oto sanayi esnafı kazanır. Tıpkı Eskişehir'den giden otobüslerin Mecidiyeköy'de taşlanıp İstanbul'da cam taktırması gibi.

*Deplasmana giden taraftar yolda bira almak için ilçelerde mola verir. Yolüstü tekel bayiiler ve petrol istasyonları kazanır.

*Havayolu şirketleri, otobüs şirketleri ve TCDD kazanır. Deplasman otobüsünün taşlanmasından mı korkuyorsunuz, atladınız mı uçağa, otobüse veya trene hop İzmir'desiniz. Arada kazanan havayolu şirketleri, otobüs şirketleri ve TCDD olur.

*Sonra İzmir esnafı kazanır. Yılda bir kere kupa finalini İzmirlinin ağzına bir parmak bal çalar gibi İzmir'de oynatarak İzmir esnafının yüzünü güldüremezsiniz. Her 15 günde bir Süper Lig maçı oynanırsa İzmir'de Alsancak esnafı, meyhanesi, lokantası kazanır.

*Üç İstanbul takımı sözde büyükler kazanır. Her sene kupa finalinde iki İstanbul takımı oynayacak diye bir kural yok. İzmir'de ciddi bir İstanbul takımı tutan potansiyel olduğunu düşünürsek, İzmir'e geldiklerinde ciddi bir resmi ürün satışı olur sözde üç büyükler kazanır.

Yani İzmir'e bir Süper Lig kontenjanı verilirse Türkiye kazanır. Süper Lig'de daha 8. hafta. Gelin bir İzmir takımın Süper Lig'e çıkartın, İzmir kazansın, Süper Lig kazansın, Türkiye kazansın.

Alın verin İzmir'e can verin!

Read more...

Geleceği gördüm!


Manisa 19 Mayıs Stadyumu ve arka planda Spil Dağı. Resmin hakları saklıdır. Cep telefonumla çektim.


Ki hiç sevmem ben demiştim demeyi. 3 Mayıs 2009 pazar gece geç saatlerde yazılan yazıda 2009/10 sezonu üzerine ne isabetli değerlendirmeler yapmışım neler. Oynat Uğur görelim yazılanları;

--Tabi güneşli havanın etkisi hemen hissedildi. Madem evde duramıyordum, o halde 19 Mayıs'taki Ankaragücü-Ankaraspor maçına gitmeliydim. Bu son buluşmaları olabilirdi, tarihe tanıklık edebilirdim. Zira Mr. Göççek the Invincible hazretlerinin iki kulübü birleştirme ve şampiyonluğa koşma hayalleri var. Asırlık çınar Ankaragücü'nün düşürüldüğü hallere bakın. Bir ara gecekonduda "Ahmet Göççek" leyhine tezahürat yapıldı o derece. Zaten babası IV. Göççek geçtiğimiz hafta eğer "Ankaragücü yönetiminden haber gelmezse direk taraftarla bu işi hallederiz" dedi. Bir nevi by-pass operasyonu. 5'lik EGO ile deplasmana falan gideriz artık süper olur!

Operasyon başarı ile tamamlandı ve dediğim gibi son buluşmalarına tanıklık ettim bu iki takımın 3 Mayıs'ta. Zira Federasyon iki takımın Türkiye Kupası'nda aynı grupta dövüştürülmeyeceğini açıkladı Salı günü yanılmıyorsam. Evet oynatılmayacak değil dövüştürülmeyecek! İyice horoz dövüşüne sahne olmaya başladı bu olay ve Gökçek the Invincible Mahmut Özgener hakkında kozlarını bir bir ileri sürmeye başladı. Benim bildiğim IMG Mahmut Özgener'i ilk Federasyon seçiminde sandığa gömer. Adam Ankara'yla dalga geçiyor, Mahmut Özgener kim Alla'sen!!!

Deplasmana EGO'yla gitme fikrini ise ciddi ciddi değerlendiriyorum. Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde EGO'ya dilekçe yazsam kabul ederler mi acaba? Yalnız ben öyle 230 hattında Ikarus'la çekilmiş çilelerden 4 sene boyunca geçmiş adamım. O doğalgazla çalışan klimalı otobüslerden talep edeceğim. Olur mu olur la!


--Tek dileğim bu güzel anmanın seneye Diyarbakırspor'un gittiği deplasmanlarda anlamsız tepkiye dönüşmemesi. Biz Diyarbakırspor'u o armasındaki karpuzdan bilir ve tanırız, bırakalım öyle kalsın.

Daha gittiği dördüncü deplasman maçında Bursa'da malum tezahüratla karşılaştı ya Diyarbakırspor, ne diyeyim Federasyon ciddi bir yaptırım uygulamalı bu tür olaylara.

--Ligden düşmesi bu hafta resmileşen Cavcav serseri mayını Hacettepe'nin yerine aynı haftasonu iki tane şehir takımı olan Manisaspor ve Diyarbarkırspor'un gelmesi ne kadar manidar. Yeni deplasman hayalleri var şimdi Spil Dağı'nın eteklerine doğru ve belki de Anadolujet reklamlarında dediği gibi Diyarbakır'a gitmek uçakla.

Spil Dağı'nın eteklerine gidebildim ama o aralar leptapı sattığım için deplasman anımı yazamadım. O yazıda adı geçen bir diğer deplasman Diyarbakır'a da gidersem iyi çocuk olmuş sayılır mıyım, yolum bir gün elbet ormana düşerse Şirinler'i değil de Miskin'i görebilir miyim?

Read more...

Paranoïa



TDK Güncel Sözlük'ten alıntıyla;

paranoya
isim, tıp (***) Fransızca paranoïa

Abartılı gurur, kuşku, güvensizlik, bencillikle belli olan bir ruh hastalığı:

"Herkes birbirini kuşkuyla süzüyor. Toplumsal bir paranoya yaşıyoruz bugün."- T. Uyar.

Yine unuturum diye not düşmek istedim. 2009 Türkiyesinde bir lise müdürü gazetedeki haber metninden alıntıyla kravatlardaki Atatürk resminin, PKK lideri Abdullah Öcalan’a benzediği iddiaları üzerine başka bir okula öğretmen olarak atandı. TDK'nın güncel sözlüğünde yer alan kelimenin örnek olarak kullanıldığı cümle ise tam isabet!

Mayıs sonu Malatyaspor küme düştüğünde kendisi de bizzat amatör futbol oynamış ve Malatyalı olan Hrant Dink de üzülmüş müdür diye kendi kendime sormuştum. Bugün yaşasaydı Hrant Dink hala "Bu ülkede güvercinlere dokunmazlar" der miydi acaba? Öylesine içimden geçti sanki yoksa hep görür ve biliriz ki


Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce

Read more...

Echofon



Niye böyle isimlendirdiler, Echofon yaptılar pek anlayamadım ama benim gözümde hala Twitterfox olan bu eklenti Twitter ile çok fazla yüzgöz olmama sebep oldu. Ne diyordu Twitter ana sayfasında? "Tell people what you are doing?" Benim içinse tell people what you are doing and make your own personal history. Yani bu blog kadar Twitter da benim için bir kişisel tarihe not düşmeye vesile olmuştur. Bunu bile not düşeyim istedim.

Read more...

8 Ekim 2009 Perşembe

Kış gelirken



Şurada yazın gelişini Radikal Cumartesi ve İki'de çıkan Coppertone reklamları ile karşılamışım. Tarih 5 Mayıs'mış.

Bugün Tunalı Hilmi Caddesi'nde aylak aylak gezerken farkettiğim ve tam olarak böyle resimdeki gibi Ugg değilse de çizmeli kedileri de gördüğümüze göre Angara'ya kış gelmiştir.

Kombinize, salebinize, kestanenize kuvvet canlar.


Yazıyı yazarken gelen ilham. Aşağıdaki resimde görülen ve uçakları alkolle yıkayıp de-icing yapan zındık hele bir garajdan çıksın. O zaman hapı yuttuk demektir!

Read more...

Şehir Rehberi#14 Damlaya damlaya...



Toplu taşıma ücretlerine 1 kuruş/1cent/1cent avro indirim yapılan başka bir şehir, başka bir başkent var mıdır?

Gişede almadığımız/alamadığımız 1 kuruşlar damlaya damlaya ne göller oluyordur ah bir bilebilsek?!

Read more...

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP