Blog Widget by LinkWithin

10 Ekim 2008 Cuma

Bir kampüsün düşündürdükleri...



1987 yılından beri günü gününe bir ece ajandası tutan ve bunu hiç sektirmeden sürdüren bir babanın oğlu olan benim bu kadar az yazabiliyor olmam beni de hayretler içerisinde bırakmakta. İleride bu ajandalar üzerinden yakın geçmişimize bakan bir deneme, bir kitap, bir film falan yapmaya kalksam tutar mı acaba? Kendimde köşeyi erken dönmeye and içmiş zıpır adam havası gördüm. Anca elime alır okur, eski günleri yad eder sonra da bırakırım. Konumuza dönersek pazar günü akşamından beri sürdürdüğüm internet/kitap odaklı ev kediliği şeklinde geçen tekli komün hayatımı bitirmiş durumdayım. En son pazar günü maçtan geldiğimden beri zorunlu birkaç durum için adımımı sokağa atmamaya niyetliydim. Çünkü biliyordum ki beni bu güzel havalar mahvedecekti. Sonunda ne mi oldu? Şu ciğercilerde ne varmış diye bir bakayım diye kampüs kedisi misali Anadolu Üniversitesi'nin Yunusemre Kampüsü'ne doğru yollara koyuldum.



"Biraz kampüs havası alayım da kendime geleyim" değildi niyetim. Zaten isteseniz de okullarımızın güzide kampüslerinize bin takla atsanız da giremezsiniz. Oysa ki biz çocukken öyle miydi? Kampüsün arka taraflarından geçilip gidilen teyzemlerin evine gidip gelmek için yine kampüsün bitmemiş duvarlarının içinden geçer giderdik. İşte o zamandan beridir ayrı bir yer tutar Anadolu Üniversitesi bizim için. Liseden sonra tercih zamanı hor gördüysek orası ayrı tabi. "Ekmek elden su gölden üniversite mi okunur la!" şeklindeki ergen çemkirmelerimiz bizi Beytepe yollarına düşürmüştü. Bu konudaki iç geçirmelerimi ve muhasebemi sonraya bırakarak kaldığım yere dönersem eğer kampüs içerisinden maile geçişlerimizi şimdi hatırlıyorum da Beytepe Kampüsü'nde hiç aile görmedim ben öyle çocuklu falan. O dönem bizi gören üniversiteliler dumur geçiriyolardır sanırım. Yani en azından olmayacak bir ihtimal ama Beytepe'de aile görsem kesin yanımdakilere şaşkınlığımı anlatan birşeyler çemkirirdim. Almış olduğum CENEBECEE dergiden çıkan Simpson kafalı not defteri sayesinde artık zihnimin derinlerine inebilirim. Mesela Yunusemre Kampüsü önündeki yaya üstgeçidinin basamakları devasa. Annem biz küçükken "Bu basamaklar da gençlerer göre" derdi hep. Arada bu not defterinden notlara dönerek flaşbeng yapabilirim. Mesela dün Heroes S03E01 izlerken aklıma gelen çok ama çok abuk bir düşünce. Bir şekilde not aldıktan sonra artık yazmam gerektiği kanısındayım. Klişe timi devreye girsin ve Heroes Türk senarist ve yapımcılar tarafından çekilsin. Acaba kendi vücudunu yenileme yetisine sahip Claire Bennet kızlık zarını da yenileyebilir miydi ki? Kesin böyle olurdu ve Kleyir Beneyy adlı kızımız bu şekilde kendini yeniler ve kocasını bir güzel yerdi. İğrencim!

Sonra üstümüzden geçen Fantomların gürültülerine alışamayan genç bünyelere acıdım. Yine ilerde sağdan soldan çırparak yapacağım "Eskişehirlilik" üzerine yapacağım çalışmada da göreceğiniz üzere bir insan jet sesine alışmamışsa ve her geçen F-4'e hayran hayran bakıyorsa o insan bilin ki Eskişehirli değildir. Oysa biz okulda dersi, tribünde tezahüratı, akşam yemeklerinde konuşmalarımızı bu jet motor gürültüsüne göre ayarlardık. Bilindik bir ritimle ortaokulda öğretmen sesinin yetmediği yerde konuyu anlatmayı bırakır, gökteki jetin gürültüsüne teslim olurdu. Sınıf sanki sihirli bir el değmişçesine; bir anlığına Hiro Nakamura o sınıfa gelmiş de "haayt" demiş gibi zaman duruverirdi. Eğer pilot kalkıştaysa ve daha da çok gürültü demek olan "afterburner" olayı devreye girmişse arka sıralarda oturan birkaç genç dimağ avazı çıktığı kadar bağırırdı. Bizzat kendim yaptım biliyorum. Ortaokul ne zevkliymiş. Başlarım üniversitesine lan. Bugün Sandık İçinde'de de o ront olayı vardı. Merdiven altında etekaltı bakmayan erkeğin yalanını yiyim. Zihnimin derinliklerinde kalmış ve defterimde bile olmayan şeyleri yazarak kontrolden çıkmaya başladım sanırsam.


Çizimin bütün hakları Hüseyin Balta'ya aittir.


Aynen devam öyleyse. Yine vakti zamanında-lise1 olması lazım- biz o hep trenle kenarından geçtiğimiz, içerisini merak ettiğimiz, "Bi jet kalkışı görsek bari la" diye içimizden geçirdiğimiz o 1. Ana Jet Üssü'ne girme fırsatı bulmuştuk. Her gün her saat bir bankacılık deyimiyle 7/24 şehir halkının kulaklarının ırzına geçen bu jet uçaklarının, bu F-4lerin mekanına adım atmamız Türk Yıldızları vesilesiyle olmuştu. Halkla kaynaşma adına ve bir havacılık şehrinde gençlere havacılığı sevdirme vesilesi de olarak Türk Yıldızları güneşli bir pazar öğleden sonrası Eskişehir'i ziyarete gelmişlerdi. Eğer orda çalışmıyorsanız kapısından geçmeye tenezzül etmeyeceğiniz 1.Üs kapılarını bizlere açmıştı. Muhteşem bir Türk Yıldızları gösterisi, ardından F-5lerini yanıbaşınıza parkeden kırmızı tulum içerisinde gelip halkla kaynaşan pilotlar. Amerikan filmi mi sandın yaprağım! Eskişehir'de geçiyor olay. Az önce gökte bin takla atan, G kuvvetiyle alay eden pilotlara birer resim imzalatmak ve Türk Yıldızları şapkalarımızı kafamıza geçirmek bizim için inanılmazdı. Sanırım olay bizler kadar pilotları da memnun etmiştir. Sonuçta gösteriyi çoğu zaman halka açık yapan ama sonunda bir üsse dönen ve halkla kaynaşamayan pilotlar, inişin ardından halkın arasına karışmışlar ve bir nevi kendileri de onore edilmişlerdi. Son olarak çıkmadan görmüş olduğumuz tabela da bizi bizden almıştı. Askeriye içerisinde böyle adamlar varmış demek :)

"En birinci üs 1. Üs"

Ben aslında size ALES başvurumdan, genç üniversiteli arkadaşların ev kurma çabalarından, şehrin geçirdiği evrimden falan bahsedecektim ya bu çalakalem olayı ve not defteri planları altüst etti. Arkası yarın artık.

Oya Başar'ın Olacak O Kadar'daki haber bülteni sonundaki seslenişiyle yapıyorum kapanışı "Beni özleyin anacım, baaaaay"

3 yorum:

woundheir 10 Ekim 2008 20:50  

bizim fakültede de dolaşıyor hocaların, görevlilerin çocukları. mıncırıyoruz biz ama aile bambaşka tabi, öğrencilerin ne düşündüklerini merak ettim :)

ayrıca iyi ki uykusuzu dün gece okudum dersime de geç kalıp gitmedim o yüzden ve spoiler'a yakalanmadım bu defa :)

ziggytheking 10 Ekim 2008 20:56  

mıncırmak bu çemkirmek gibi bişey mi?

woundheir 11 Ekim 2008 23:13  

hayır, yanaklarını sıkmak sevmek gibi bir şey :)

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP