Ekim'de ayrılacağım Eskişehir'den

Elif Şafak'ın Med Cezir Yazıları kitabındaki "Eylül'de ayrılıyorum İstanbul'dan" yazısından esinlenilerek yazılmıştır.



Şimdi en güzel demleridir Adalar'ın. Yaz yorgunu bedenlerimiz sürüklemiştir bizi bu bozkırın ortasındaki eski bu şehrin bol sararmış yapraklı bu hazan Ekimine. Ve yine böyle yağmurlu, kasvetli bir Ekim günü ayrılacağım Eskişehir'den gözlerim nemli kirli bir vagon penceresinin ardında.

Oysa ki şehir yeni yüzlerin ve yeni koşuşturmacaların tam da orta yerindedir şimdi. Bağlar geçidinden kampüse, İstasyon köprüsünden o devasa alışveriş merkezine bir hareketlilik başlamıştır çoktan. Cıvıl cıvıl gençler kaplamıştır kaldırımları. Onlar değil miydi daha dün ikinci el eşya satan yerlerde garip bir koşuşturma içerisinde gördüğüm. Oysa ne kadar da yabancı gelmişti bu koşuşturma. Özenmedim desem koca kuyruklu bir yalan. Ocaklarında sıcak ev yemeği pişen birer evi artlarında bırakıp bu garip diyara gelen bu öğrenciler hepsi çoktan ayak uydurmuşlar bu koşuşturmaya, bir ben miyim perişan? Başkalarının o soğuk ve pembe duvarlı evlerinde yalnızlığı ve gurbeti paylaşmaktalar, hepsi geçim ve yaşam derdinde, bir ben miyim ehl-i keyf Orhan Veli gibi içlerinde? Gün olur ben de yazar mıyım onlara dair bir şiir? Üç beş kuruş geçer mi elime?

Senede iki kez deri değiştirmektedir şehir bir yılan misali. Yazın getirdiği bıkkınlık ve yorgunluk atılır elbet bu gençlerin getirdiği coşkuyla. Hele havalar soğuyup günler de kısalmayagörsün kitapçılar ve Porsuk boyundaki kafeler daha da bir şenlenecektir. Artık Kılıçoğlu yok ama yine dolacaktır sinemalar şehre gelen filmlerle. Yılda iki kez dedik, yılan dedik küsmüştür belki şehir bize ama o bırakın yılı her gün deri değiştirmektedir aslında. Akşamüzerleri şehrin sakinleri ellerinde illa birer poşet yola koyulmaktayken evlerine doğru kah bisiklet üzerinde kah bir tramvay içerisinde; yine gençler devralmaktadır şehrin kaldırımlarını yolları ya bir kafeye ya da bir lokantaya doğru.

Ama yine kimse kadrini bilmeyecek Eskişehir'in. Yine uzağındayken seni düşünmeden yapamayacağım, içindeyken kendimi senden uzaklaştırdığım gibi. Bir unutulmuş aşk gibi daima olacaksın zihnimin derinlerinde. Neyse ki başkalarının bir sebepten bu eski şehre dönmeleri şartsa, bizim de "... karın öylesine yakıştığı" bir şehre yolumuz düşecektir elbet. Yapacak bir yığın anlamsız iş/okuyacak bir yığın anlamlı şiir/bir yığın anlamsız tartışma/bir yığın anlamlı türküyle geçip gidecek ömrümüz. Bu bütün koşuşturmaca ve hengame unutturacaktır bize hayatın bu acı yüzünü. Yoksa nasıl altından kalkardık Ekim'le bu hesapsız muhasebemizden?



Ekim'de ayrılacağım Eskişehir'den. Oysa en güzel demleridir şimdi Adalar'ın, Köprübaşı'nın, Yunusemre Kampüsü'nün. Bir kara tren yine çalacak acı düdüğünü ve ardımda bırakacağım bu eski şehri. Hep bahsedilen sen olacak değilsin ya İstanbul, varsın uyarlayalım sana ait satırları Eskişehir'e. "Eskişehir'e ya bir şeylerden kaçılarak varılır, ya da gün gelir Eskişehir'den kaçılır."

Ama gün gelir bir med-cezir kaldırır yüreğimizin sularını, yine dayanamayız "Eskişehirsizliğe". Döneriz elbet sana yine sular yükseldiğinde.

Yorumlar

laloba dedi ki…
Es es es, ki ki ki, eski eski es miydi :)

Üç kere bulundum Eskişehir'de. Çok sevimli, küçük bir şehir. Yalnız bütün sokakları birbirine benziyor gibi biraz. Yine gitmek isterim fırsatım olsa. Hatta ilk fotoğraf denemelerimi yaptığım mekandır kendileri. Karakedi bozasını çok sevdim özellikle.
ziggytheking dedi ki…
yakında yayınlayacağım pino'dan da bişeyler yediysen sen de bi eskişehirli sayılırsın artık :P

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dayı-Yeğen ilişkisi.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz

Şampiyonluk Sinan'a Ediz'lere...