Postbayram tragedy!




İki günlük uzun mu uzun soğuk mu soğuk aradan sonra krallar ve kralcılardan kaçtım yine, yeni, yeniden günlüğümdeyim. Çok az yazıyorum demiştim ya dün Eskişehir'den geldiğimden beri yarın bilgisayarın başına geçince ne yazsam neyi not düşsem diye düşünüyorum. Aslında başımdan geçen mutlu, mutsuz birçok şey var ama bir yerden sonra klavyenin başında kilitlenip kalıyorum. Galiba nereye varacağını bilmeden direkt olarak çalakalem girişmek.

Yukardaki resim dünkü Dortmund uçağının ekibinin yapmış olduğu terbiyesizliği göstermekte. İnsan daha yolcu uçağa binmeden kapıları kapatır mı? Yüzsüzlüğün de böylesi! Yapmış oldukları planlama hatası yüzünden sabah 6da uçuşlara açılan Dortmund havalimanına erken gitmemek için her gece aynı muhabbet. Her seferinde 15 ila 20dakika gecikme. Hayır yolculara yaşadıkları şehrin havaalanının kapalı olduğunu anlatmak tam bir işkence. Alttaki resimden de gördüğümüz gibi kokpiti bile boş bırakmışlar. Akıllara FD'nin "Uçaaaaaak, beni de al götür uzak diyarlara" sözleri geliyor, sonra yine dönüyoruz tezek ve "öküz" kokan kürkçü dükkanımıza.



Aklımızdan kolay kolay çıkmayacak bir başka hadise de Londra'dan gelen uçakta yaşanan üzücü olay. Sadece arkadaşlara eşlik etmek için gittiğim uçağın karşılanışında pek de fazla yaşanmayan bir olayla karşılaştık. Londra'dan gelen uçaktaki yolculardan birisi tam da inişe geçerken kalp rahatsızlığı geçirmiş. Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla daha önce de kalp krizi geçiren 64 yaşındaki yolcu kalp krizinden dolayı hayatını kaybetmiş. Zaten kabin amirinin bir güzel dilek bile sunmadan kapıyı açışındaki acelesinden içeride birşeylerin yolunda gitmediği belliydi. Lakin 35 dakika sonra nöbetçi doktorun uçaktan çıktığındaki yüz ifadesinden herşey okunuyordu. Yürüyerek bindiği uçaktan ceset torbası içinde çıkan yolcunun ardında bıraktığı biri İngiliz biri Türk iki eş 8 çocuk ve garip bir trajediydi. Sonradan elimize geçen elçilik mektubuna göre ölen kişi 12 yıldan beri Türkiye'ye dönememiş ve ayrıldığı Türk eşine kavuşmak için memlekete dönmekteymiş. Daha da acı olanı geçen ay gittiği bir uzmanın kendisine 3 ay ömür kaldığına dair tanı koymuş olmasıydı. Yerinde dinlensin...

Bütün bunları asılnda hayatın ne kadar da hızlı ve manasız geçtiğinin altını çizmek ve geriye dönüp bakabilmek için yazdım. Öylesine bir tempoda koşturuyoruz ki aslında hepimiz Şekspir'in dediği gibi bu sahnede sırasıyla rollerimizi oynayıp geçiyoruz sahnenin arkasına. Arada bir hiç uğruna kırılan kalpler, alınan yollar, arkada bırakılanlar, bir daha dönmemek üzere göçüp gidenler.

Ama hayatın o koşturmacası daha dün bizi brüderimizin nişanı için gayet de neşeli geçen cümbür cemaat bir yolculuğun arkasından başka diyarlara götürmüştü. Sultandağ'ın tepesinde kar bile gördüm ya Ankara'nın niye soğuk olduğu belli şimdi. Erciyes'e de kar yağmış, sadece adını bildiğimiz Van Bahçesaray'ın yolları da kapanmıştır. Çoktan yapılmıştır bayram ziyaretleri, yenilmiştir bayram tatlıları. Artık doğudan batıya, kuzeyden güneye, Ankara'dan Stuttgart'a, Kabil'e, Lefkoşa'ya yol alma zamanıdır ya okumak ya çalışmak ya da bekleyenlere kavuşmak için. Doğduğumuz değil doyduğumuz yer olacaktır elbet son durağımız. Yine hüzünlü çalacaktır trenlerin düdükleri...

Kapanışı Şahin K. tadında temennilerle Ankara İtfaiyesi yapsın... Sabah Aydınlıkevler'de çekmiştim. Sonra yazı biterken "Nick the chopper" çalıyodu.

Yorumlar

inflack dedi ki…
üzüldüm. ölmek ne kolay, ne alakasız zamanlarda geliyor diye düşünüyorum. sanki bir gün her şey yoluna girecek ve ama ben o zaman burada olmayacağım gibi geliyor bana. kötü oluyorum. ve hoşgeldin. ve de gülmekten birazdan ben de öleceğim ve kendi tezimi doğrulayacağım. böyle post sonuna bu kadar komik resim konur mu?! :))

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dayı-Yeğen ilişkisi.

Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz

Şampiyonluk Sinan'a Ediz'lere...