Blog Widget by LinkWithin

22 Kasım 2008 Cumartesi

Dışkapı Postası#10


Ucunda uzak diyarlara gitmeye hazır uçakların olduğu koridorların olduğu diyarlardan
geldim,
Sıcak çikolatamı iştim de bir iki kelam olsun notum düşmeye
geldim.

*Evet yukardaki resimdeki koridorun sonunda gördüğünüz bir uçak. Ama gitmeye hazırlandığı diyar olsa olsa en batıda İzmir, en doğuda Van. Aradaki saat farkı 19 meridyen tam 76 dakika. Orası iç hatlar terminali. Fazla uzağa gidemezler.

*Bu 100. kayıt takıntısı beni germeye başladı. Yaklaştıkça uzaklaşıyor gibiyim. 100 tane yazı yazdıktan sonra bu günlüğü hepten kapatabilir veya bilinmedik başka bir adrese taşınabilirim.

*Yarın Ankara'daki Ace'yle sözde büyüklerin futbol maçları yerine sıcak olmasının hayalini kurduğum bir salonda oynanacak basket maçına gitmeyi planlıyorum. Adetim olduğu üzre resmini çekmedim ama biletim bile hazır. 15.00'te Ulus'ta parke zeminle meşin yuvarlağın buluştuğu yerdeyim, Beşiktaş'ın hatlarını ve internetini kesmeye gidiyoruz!

*Ankaralı sayılırım, Türk Telekom sen çok yaşa!

*İki günden beri Aylin Aslım'ın eski albümüne takıldım. Gerçi sonra başka bir albüm çıkardı mı onu da bilmiyorum. Ağzıma takılan şarkıysa albümün çıktığı dönem töre kurşunuyla vurulan ve bu şarkıya ismini veren Güldünya. Ama şarkıda dediği gibi "kimin umrunda" ve elbet "kim farkında"!

*Sağ cenahtaki değişimden de görüldüğü gibi askerlik ve toplumdaki yeri üzerine bir araştırma olan Pınar Selek'in "Sürüne Sürüne Erkek Olmak" adlı kitabı bitirdim.

*Ayracımın bu seferki durak noktası bir şair Gültekin Emre'nin 1956-80 arasındaki hatıralarındaki Ankara'yı anlattığı "Yitik Kent Ankara" adlı kitabı. İçinde Küçük Tren, Esenboğa, Karanfil Sokak ve Dışkapı vardır umarım. Sahnede kendisini, okuduğu kitapta yaşadığı şehri, filmdeki başrol oyuncusunda kendinden bir tutam görmeyi sevmez mi insan!



*Hayatın bu yavaş çekim koşuşturmacası içerisinde Esenboğa'ya da uğramıyor değilim. Uykunun en tatlı demleri sabah 5 suları bir metal gövdeli kuşun kanatları altında Kabil'e doğru yola çıkan sınırdışı edilmiş mültecilerin merdivenlerden hızla uçağa koşturmacalarını izliyorum. Geçen dönemlerdeki mültecilerin de ellerinde birer siyah poşet vardı hep. İçlerinde kırık dökük umutlar belki de. Sonra polislerle ayrılırken vedalaşan aile geliyor aklıma. Şark'ın dayanılmaz sıcakkanlılığı işte. Resimde gördüğünüz üzere bir yüzümüz Lufthansa ile Avrupa'ya, diğer yüzümüz mültecilerle Afganistan'a doğru.

*Bir iş hayali koşuşturmacası ile de Beytepe yolların aşındırdım perşembe günü. Hani memleketteki evinize uzun süre sonra gidersiniz de odaları gezersiniz. Gözünüz en ufak bir değişikliği arar ya o hesap Beytepe'yi süzdüm bir değişiklik var mı diye. Bir tanıdık yüz bile aramışımdır belki de. Dökülen yapraklardan kampüse sonbaharın geldiğini anladım. Kampüse gelen ilkbaharla ziyaret etmek lazım bir de şöyle Nisan'a doğru.



*Eski Radikal yazarlarından ve zamanında takip ettiğim Gündüz Aktan'ı da kaybettik. Bir insan Hariciye'de görev yapmışsa eğer bende ona karşı ister istemez bir sempati oluşuyor. Gündüz Aktan da TVdeki programlardan gördüğüm kadarıyla belagati kuvvetli ve Dış Politika konusunda epey derin bilgi sahibi bir eski diplomattı. Nur içinde yatsın.

*KPDS'den 89 aldım. B sınıfı ehliyet olur da KPDS'den B almak :/

*Ehliyet dedim de 23 yaşımdayım ve hiçbir zaman araba ve ehliyet sevdasına tutulamadım. Aileden gelen bir alışkanlık olmasından şüpheleniyorum. Onun haricinde koştur koştur binilen belediye otobüsünde bulunan son boş koltuğun, minibüs radyosunda çalan bir güzel şarkının, metroya koşturarak ucu ucuna binen son insan olmanın verdiği karizmanın verdiği hazzı en son model janti bir arabaya değişmem.

*Kapanışı sisli bir Esenboğa sabahı yapsın. Alttaki resimde karşıda bir Tupolev 154 var ama biz o siste burnumuzun dibini zor görüyoruz. Şehir efsanesi olması kuvvetle muhtemel bile olsa "Buralara havaalanı kurmayın, kışın sis olur" diyen çoban "Nur içinde yat!"

0 yorum:

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP