Blog Widget by LinkWithin

27 Kasım 2008 Perşembe

Evlerime Dair#1

-Kahvaltısını da yapıp aç karnını doyuran Ziggy ne yapar?
-Bilgisayarı kapatıp yatar.


Doynk!!! Yanlış cevap.

Bulduğu kablosuz ağ vasıtası ile İnternet'in derinliklerine dalar.

Uykusuz geçen yaz gecelerinden sonra biraz olsun uyku düzenim oturmaya başlıyor sanmıştım ki tekrar böyle arada derede yaptığım Esenboğa ziyaretlerinden sonra
tekrar sabaha kadar oturup geceyi gündüz, gündüzü gece yapıyorum. Ziyaretler
dedim artık Esenboğa'ya geliş gidişlerim için. Sisli ve çoğunda soğuk kış Gece gelip varsa Kabil'e gönderilecek mülteciler varsa onların dertleriyle uğraşıyor, ya da Başşehir olmamız hasebiyle ziyaretimize gelip de ülkemin başka güzel bir şehrine veya geldikleri yerlere dönen yabancı konuklarımızı uğurluyorum. Sonra ver elini yine Dışkapı'nın karlı yolları.

Geceye ve Esenboğa'ya kısaca değindikten sonra gelelim yazmak için gelen ilhama.
Bu aralar çok da heyecan verici gelişmeler veya not alacak ehemmiyette olay örgüleri
gelişmediği için devamını getirebileceğimi sandığım bir seriye başlamak istiyorum.
Kişisel tarihime düşeceğim notlarda önemli bir yer tutacak olan bu "Evlerim" serisi
aslında hiçbiri benim olmayan ama hayatımı devam ettirirken uğramış olduğum kiralık evler ve buralar ilişkin düşüncelerim üzerine olacak. Takvimler o uzak günleri gösterir mi bilmiyorum ama eğer olur da kendime ait bir "Evim" olursa herhangi bir diyarda afilli bir "Evim" kaydını da yazmayı kendime bir borç sayarım.

Çok uzatmadan kendime ait ilk evim olan Talatpaşa'daki evden bahsetmeden önce kısaca
ev mefhumu üzerine biraz kendi görüşlerimi açayım. Böylece uzun zamandan beri yazmaya
hasret ellerimin açlığını da gidermiş olur, klavyenin pasını alırım ve sağdan soldan
tespitler yaparak çeşitli herhangi şeylere dair kişisel görüşlerimi yazarım. İlk eve çıkma mevzum üniversite ikinci sınıfın ikinci dönemine denk gelir. Esenboğa-Oran-Beytepe üçgeninde zikzaklar ve dairesel hareketler çizmekten bıktığım bir dönemde işyerinden bir arkadaşımın "Birlikte eve çıkalım" önerisiyle birden kendimi hayal ettiğim o pembe panjurlu evimin kendime ait minik odasında hayal ettim. Bir yanda kendime ait bir çalışma masası, kitaplık, diğer yanda bir okuma koltuğu. Hala da içimde bir uktedir şöyle afilli bir okuma koltuğuna sahip olmamak. Lisede tiyatro grubuyla çalışmak için gittiğimiz arkadaşın gayet güzel eski bir koltuğu vardı böyle. Bit pazarından düşürüp parasını verip getirdiği yeşil eski bir koltuk. Çalıştığımız saatler boyunca orda oturmuştu da sanırım ordan beridir içimde taşırım onu hep. Bir koltuktan nereye geldim! Demem o ki bekara kadını boşaması kolay hesabı olmayan para ve tutulmayan evin hayallerini derslerden arta kalan zamanlarda terlikle gezdiğimiz yurt odasında veya genelde uyuyarak geçirdiğim Beytepe-Sıhhıye-Oran üçgeninde toplu taşıma araçlarının camlarına dayalı bir biçimde kuruyordum. Gel gör ki maddi anlamda çekilen sıkıntılar bugüne özgü bir şey değildi. Yeni evin depozitosu, eve alınacak sadece kendime ait eşyalar ve ıvır zıvır için elime geçecek para 2006 yılının değeriyle 235milyondu. O zaman yetele falan ne gezer? Lakin sıfırların bolluğu çok fazla eşya alabilmem anlamına gelemiyordu. zaten evin kabaca mutfak eşyası,
ortak kullanılan eşyalar, televizyon gibisi türünden şeyler ev arkadaşımın o zamanki kaldığı kendi dairesinden gelecekti. Öğrenci evinde televizyonun gerekliliği neyse! Kurtlar Vadisi falan seyredip de Perşembe akşamlarını ona ayırsam neyse! Vardı böylesi akşamlar kaldığım demeyeyim de misafir olduğum başka evlerde ve yurtlarda. Başka bir yazının konusu olacak olan iki erkek öğrenci yurdunun kantinleri ve tv izleme salonları günler perşembeyi ve saatler akşamüzerini gösterdiği zaman Kurtlar Vadisi için rezerve edilmeye başlanırdı. Şimdi hatırlamadğım bir Türk futbol takımının maçı varken oturup Kurtlar Vadisi'ni izleyen bir kantin dolusu üniversite öğrencisi düşünün. Dizi bittikten sonra 11 katlı yurdun merdivenleri 4 tane asansörün taşıyamadığı öğrencilerle dolup taşardı bir dahaki Kurtlar Vadisi gününe kadar.
Bu kadar çok Kurtlar Vadisi dedik Gugıl Amca bize de bir iki ziyaretçi gönderir umarım! Konuya dönersek öğrenci evinde televizyon olmaz. Sıfırdan kurulacak bir öğrenci evinin gerekli şeyler listesinde üstü rahatlıkla çizilebilecek bir eşyadır.
Sonra alakasız sabahlarda kendinizi kahvaltı sofrasında Seda Sayan, Desti İzdivaç ve bilimum gündüz kuşağı programı izlerken bulabilirsiniz, kaptırırsanız bu uzun kahvaltı nöbetleri size tartı üzerindeki fazla kilolar olarak dönebilir.

Uzun lafın kısası eşya ve depozito olayına araya giren parazitlerden kurtularak uzunca göz attık. Gelelim evin nasıl seçileceği ve muhitin ne olacağı konusuna. Bir ev arkadaşım olacağı için evin 2+1 olacağı belliydi. Gerçi şimdi kaldığım ev de +1 için pek doğru bir seçim yaptığımız söz konusu olamaz ama kiralık olarak parasını verip düdüğü geçici bir süre çaldığınız öğrenci ve bekar evlerinde öyle +1ler ve
geniş mutfaklar, balkonlar ve bilimum aile tipi ev kaygılarını bir kenara bırakmam gerektiğini düşünürüm hep. O dönemki ev arkdaşımın evi Kurtuluş'ta olduğu, kendisinin de DTCF öğrencisi olduğu ve benim de Sıhhıye Kampüsü'ne yakın bir yerlerden ev tutmak istememi bir araya getirince aradığımız bu pembe panjurlu evin Kolej-Kurtuluş-Cebeci civarında olması gerekliliğine karar verdik. Tipik emlakçı-ev arayan öğrenci görüşmeleri, pazarlıklar, dükkan camından gizlice ilan okumalardan sonra bir emlakçı ile Talatpaşa Bulvarı üzerinde 5.katta 2+1 bir evi görmek için yola koyulduk sıcak bir Nisan akşamüzeri. Gizlice camdan emlak ilanı okumak deyip de geçmeyin
başınıza musallat olan yapışkan bir emlakçıyı başınızdan savmak için olmadık yalanlar uydurmak zorunda kalabilir ve sinir harbi yaşayabilirsiniz. Eskişehir'de kendimi bildim bileli 1. kattaki aynı evde kalmam, yurtlardaki çiftli ve tekli katlara çalışan 4 asansör deneyimlerinden sonra emlakçıyla çıkılan bu 5 katın gözümüzü korkuttuğunu söyleyebilirim. Ama o da nesi. Çıktığımız evin Çankaya ve Dikmen sırtlarına bakan manzarası, akşamüzeri hafif karanlığında karşımızda bir Kocatepe ve her daim en azından benim gibi deniz görmemiş bir insanı alıkoyabilecek türden bir manzara. Ama nedir? Tecrübeli bir kiracı öncelikle evin boya badanasına bakar, banyosu nasıldır, mutfağı geniş midir, kombili midir türünden sorular sorar. O dönem önümüzün yaz olması ve tecrübesiz olmam nedeniyle pek bunlar aklıma gelmemişti. Sonradan bütün bu konular ve kapıların tam kapanıp kapanmamasına kadar bütün ayrıntıları incelemeyi az çok öğrendim ama bu ilk evimdeki olumsuz noktaları gizlemedi tabii ki. Sonradan keşfettiğimiz kadari ile ev cadde üzerinde olması nedenilye çok gürültülü, eski ve bakımsız olması nedeniyle böcekli, evsahibinin alakasız olması nedeniyle hiçbirşey yapılamaz konumdaydı. Sabahın 6sından gecenin 11ine kadar çektiğim o Magirus dolmuş gürültüsünden sonra işlek cadde üzerinde evsahibi olmak konusunda ciddi önyargılarım vardır. Sonrasında evi tuttuk
ve iyi kötü yerleşmeye çalıştık. 235 yetele yurt depozitosundan eve verdiğimiz depozito haricinde kalan pekbirşey olmadı ve epey uzun süre bu maddi zorlukla ve doğru düzgün eşya alamamanın verdiği bezginlikle uğraştığımı bilirim. Amma ve lakin iyi kötü bir evim vardı artık içinde yalınayak veya çorapla gezdiğim, okuldan çıkıp bazı gün koşarak gittiğim, manzarayı seyreyleyerek iyi kötü ders çalışmaya çalıştığım. Mutfağından çıkan böcekler, değiştirmeye üşendiğimiz patlayan banyo lambası, bir gece aşağıdaki pavyonlardan birinden çıkanların hesaplaşması ve kaldırım üzerinde birisinin ayağından vurulması gibi birkaç flu ayrıntı kalmış zihnimin bir köşesinde. Tabi notunu düşmemiz gereken başka çok önemli bir ayrıntı da 2006 yılının Mayıs ayında 10 dakika mesafedeki Cebeci İnönü Stadı'nda yaşadığımız EsEs bayramı. O gün babam sabah erkenden gelmiş, ben onu evde bırakıp derse yönlenmiştim. İki dersi tamamlayamadan kendimi Cebeci'ye çıkan Dumlupınar Caddesi'nde bulmuştum. Ve en tarihi gününü yaşamıştı belki de Cebeci o Mayıs öğle sonrasında. Kulağımıza gelen Siyasal'da hocaların öğrencileri gürültü yüzünden ders yapmadan bırakmaları idi. Stadyumda yer kalmadığı için Polatlı'dan taraftar otobüsleri de cabası. Sıcağın alnında 4 saat
yanmamız ve sonunda 3-0 biten bir maç sonrası biz çektiğimiz çileler sonrası şimdinin BankAsya ligine yükseliyorduk. O evden aklımda kalan en net anı budur işte.
Yine gördüğüm ve gördüğümüz gibi bütün yollar, anılar bizi illa ki Eskişehirspor'un ve onun siyah-kırmızısına götürüyor. Kapanışı da o maçtan kalma bir resimle yapayım öyleyse.

2 yorum:

inflack 27 Kasım 2008 13:07  

yazmayı özlemişsin galiba, uzun olmuş baya :)

şu ev olayına bir ben giremedim sanki. yani çok arkadaşım için ev baktık, yerleştirdik, oturduk... hele de bu sene..
hem çok zor görünüyor hem de çok cezbedici. asla böyle kendime ait bir hayatım olamayacağı için üzülüyorum :(

ziggytheking 27 Kasım 2008 20:12  

altı sakal üstü bıyık, iki ocu boklu değnek gibisinden açıklamalar var bu durumlar için. dışındayken cezbedici yanı daha fazla ama zorlukları daha fazla. pek de üzülesi birşey değil merak etme.

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP